Bugun...



AMASYA "ŞEHZADELER DİYARI"

Uluslararası bir kadın kuruluşunun organizyonu ile Dünya'nın farklı ülkelerinden gelen bir grup kadın gezip görmek için onca ülke içinden Türkiye'yi özellikle de Amasya'yı tercih etmişlerdi.

facebook-paylas
Güncelleme: 12-10-2021 16:18:15 Tarih: 11-10-2021 11:25

AMASYA

 
Uluslararası bir kadın kuruluşunun organizyonu ile  Dünya'nın farklı ülkelerinden gelen bir grup  kadın gezip görmek için onca ülke içinden Türkiye'yi özellikle de Amasya'yı tercih etmişlerdi. Dillerimiz, kültürlerimiz, inançlarımız farklıydı ama geziye katılan tüm kadınlarla bir ailenin fertleri gibi kaynaştık. Kadın duyarlılığı, kadın bakış açısı, kadın yüreğinin sıcaklığı  bütün ayrımları eritmiş, kaldığımız Amasyaevi bu kültürlerarası kaynaşmaya tanıklık etmiş, bu kentin otantik havası hepimizi büyülemişti.   
 
Nasıl olur da büyülenmez ki insan. "Şehzadeler Şehri" ve "Şehzadeler Diyarı" olarak anılan Amasya, Osmanlı Dönemi’ndeki önemli şehirlerden biri. Çünkü Osmanlı İmparatorluğunun  tahtının  veliahttı olan şehzadelerin önemli  kısmı bu şehirde yetiştirilmiş.   Sadece şehzadeler değil, Osmanlı Devleti’nin kaderini belirleyen, sarayın çok önemli yöneticileri de bu kentle yakından ilişkili  olduğu içindir ki kente “Şehzadeler Kenti” sıfatı yakıştırılmıştır. Kentin içinde gezinirken, talim yapan şehzadelerin kılıç şakırtılarını duyar gibi oldum bir an. 
 
Amasya, Anadolu’nun en eski yerleşim yerlerinden olup, Hitit, Frig, Kimmer, İskit, Lidya, Pers, Hellenistik-Pontus, Roma ve Bizans  uygarlıklarına da beşiklik etmiştir. Amasya'da Türk hâkimiyeti ise Danişmendliler ile başlamış, Selçuklu, İlhanlı ve Osmanlı ile devam etmiştir. Amasya, Osmanlı döneminde şehzadelerin eğitim gördüğü ve valilik yaptığı güzide şehirlerden biri olmuş, bu yanıyla merkezi özelliğini uzun süre sürdürmüştür.  Amasya’da şehzadelik yapan padişahlar içinde I. Mehmet, II. Murat, Fatih Sultan Mehmet ve Yavuz Sultan Selim var. Ancak yakın zamanda dizi flimlere de konu olan Kanuni Sultan Süleyman'ın en büyük oğlu Şehzade Mustafa'nın  hikayesi Amasya'yı bu yönüyle yeniden anımsatmıştır. Şahzade Mustafa'nın türbesi Amasya'dadır. 
 
Bu güzide Şehzade Sancağı halk edebiyatımızın en bildik aşk öyküsünü de içinde barındırır. Asırlardır kuşaktan kuşağa aktarılan Ferhat ile Şirin'in aşkı  sonsuz istirahatgahlarında  kayalara nakşolmuş olarak karşılar sizi. Önünden geçerken Ferhat'ın dağları delen aşkı sizinde yüreğinizde bir oyuk açıyor.  Hikayeye kulak verdiğimizde görüyoruz ki  ilhamını ve gücünü aşkından alarak imkansızı imkanlı kılan bir  nakkaş olan Ferhat, Sultan Mehmene Banu’nun kız kardeşi Şirin için yaptırdığı köşkün süslemelerini yaparken Şirin’i görmüş ve birbirlerine sevdalanmışlar. Ferhat Sultan’a haber salarak Şirin’i istetmiş. Sultan kız kardeşini vermek istememiş. Ferhat’ı oyalamak için Elma Dağı’nı delip su getirmesini şart koşmuştur.  Ferhat, Elma Dağı’nı delmek üzereyken, Mehmene Banu, Ferhat’ın yanına yaşlı dadısını göndererek Şirin’in öldüğü haberini ulaştırmış. Ferhat bu acı haber üzerine elinde tuttuğu külüngü havaya atmış. Düşen külünk Ferhat’ın başına isabet etmiş ve Ferhat ölmüş. Ferhat’ın acı haberini alan Şirin, korku ve heyecanla olayın geçtiği kayalığa gelmiş. Ferhat’ın öldüğünü görünce bu acıya dayanamamış ve kayalıklardan yuvarlanarak orada can vermiş. Her 2 sevgiliyi can verdikleri kayalıklarda yan yana gömmüşler. Bir söylentiye göre, her bahar bu 2 mezar üzerinde biri kırmızı, biri beyaz 2 gül bitermiş. Bu 2 gül tam birbirine kavuşmak üzere iken mezarların ortasında bir karaçalı çıkar, 2 gülün kavuşmalarını engellermiş. 
 
Anadolu’nun bu küçük, egzotik, tarihi şehrinin mutfağının da yadsınmaz bir zenginliği var.  Şehzadeler diyarı olmasından dolayıdır ki zengin Osmanlı  Mutfağı’ndan nasibini almıştır. Aynı zamanda komşu şehirlerin de yemek kültürlerini yansıtan  Amasya Mutfağı’nda tadılmayı bekleyen bir çok lezzet var.  Hiç kuşkusuz  keşkek,  Amasya mutfağının en baş yemeği olarak sofrada yerini alıyor. 
 
AMASYA’NIN KISA TARİHİ 
Avrupalı tarihçiler Maspero ve Morgan’a göre Hitit Konfederasyonunu oluşturan 13 hükümetten biri de Amasit’tir. Amasya Kalesi ve civarı bu hükümetin merkeziydi.
Amasya’da höyüklerde bulunan çanak çömlek, silah kalıntıları ve mimari izler, kentin tarihinin Neolitik ve Kalkolitik çağlara indiğini göstermektedir. Amasya’nın bir akarsu kenarında olması, çeşitli akarsuların yolu üzerinde bulunması, denize ulaşım kolaylığı, daha sonraki yüzyıllarda ipek yoluyla ilişkilenmiş olması gibi doğal özellikleri burada yerleşik yaşamın kurulmasına olanak sağlamıştır. 
 
Amasya’nın tarihi yerleri ve doğal güzellikleri ile gezi tutkunları için masal şehri niteliğinde.  Yolunuz Amasya'ya düşerse gezilecek bir kaç yerin ismini anmadan geçmeyelim. 
 
AMASYA KALESİ
"Harşane Dağı" adlı dik kayalıklar üzerindedir. "Harşena Kalesi" adıyla da bilinir. Denizden 700, Yeşilırmak'tan ise 300 metre yüksekte bulunmaktadır. Bazı tarihçilere göre kaleyi Pontus Kralı Mithridates yaptırmıştır. Bazılarına göre ise Kumandan Karsan veya Harsana yaptırdığı için kale Harşana / Harşena ismini almıştır. Kalenin Belkıs, Saray, Maydonos ve Meydan adlarına dört kapısı, kalede Cilanbolu adı verilen ve kalenin orta yerinde yüksekçe bir yerden kayaya oyulmuş 150 basamakla aşağıya inilen 8 metre çapında bir dehliz, sarnıç, zindan bulunmaktadır. Kaleden 70 metre aşağıda Yeşilırmağa ve kral mezarlarına kadar uzanan M.Ö. III. yüzyıla ait merdivenli yer altı yolu, burç ve cami kalıntıları vardır.
 
AYNALI MAĞARA
Şehir merkezine 3,3 km uzaklıktadır. Kaya mezarlarının en iyi işlenmiş ve tamamlanmış olanıdır. Yerden dört basamakla çıkılan mezar düz bir kayaya oyulmuştur. Genişliği 9,8 metre yüksekliği 13 metre'dir. Mağaranın dış cephe yüzeyi perdahlanarak parlatılmıştır. Buraya Aynalı Mağara denmesinin nedeni de, güneş vurduğu zaman mağaranın cephesinin parlamasıdır. M.Ö. 2. yy da Helenistik çağda Amasya’da yaşamış Mitra Rahibi TES’in anıtsal mezarıdır. Mağaranın içinin çok geniş olması ve duvarlarda yer alan renkli resimler ve alınlığında yazan “Büyük Rahip Tes” yazısı bu düşünceyi destekler. Hz. İsa’nın on iki havarisinden birinin, Hristiyanlığı bu mağarada yaydığı da rivayet edilir.
 
ALÇAK KÖPRÜ
Roma döneminde, zamanın kent merkezi durumundaki kale ve çevresini Yeşilırmak'ın karşı kıyısına bağlamak üzere inşa edilmiştir. Düzgün kesme taşlarla dört yüksek kemer oluşturacak şekilde inşa edilen köprünün bu yüksek ayakları zaman içinde Yeşilırmak'ın yükselen yatağına gömülmüş, kemerlerin sadece üst kısımları görünür kalmıştır. Kemerlerin üzerindeki köprü tablası da su yüzeyine yaklaştığından halk bu zamandan sonra köprüyü “Alçak Köprü” olarak adlandırmıştır. Dönemin Amasya Valisi Ziya Paşa tarafından 1865'te köprü kemerleri üzerine ayaklar inşaa edilerek günümüze kadar gelmiştir.
 
Farklı coğrafyalardan gelip bu masal şehrinde kaynaşan kadınlarla beraber bu kentten  çıkarken bir rüyadan uyanmış olmanın hüznüyle çıktık. Vedalaşıp ayrılırken, Ferhat ile Şirinin arasına giren karaçalının yüreğime battığını hissederek ayrılsam da, yine de tavsiyem odur ki, yaşadığınız şehrin gürültüsünden ve kalabalığından kaçmak, bir rüyaya dalmak ve tarihe bir  yolculuk yapmak isterseniz, hiç beklemeyin, Amasya'ya bir bilet alarak, bu büyülü şehrin atmosferine karışın.  İnanın yenilenerek döneceksiniz...
 
Ayten Alkaşi/Serhat Birikim






Etiketler :

FACEBOOK YORUM
Yorum

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER KÜLTÜR SANAT Haberleri

ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
SON YORUMLANANLAR
  • HABERLER
  • VİDEOLAR
HABER ARŞİVİ
YAZARLAR
GAZETEMİZ

Web sitemize nasıl ulaştınız?


nöbetçi eczaneler
HABER ARA
Bizi Takip Edin :
Facebook Twitter Google Youtube RSS
YUKARI YUKARI