1xbet giriş
Bugun...



DİKİLİ 10 EKİMİ ASIM GÖNEN İN ÖDÜLLÜ

10.10.2020 Cumartesi günü Dikili Emek ve Demokrasi Platformu 10 EKİM ANKARA KATLİAMI İçin Dikili Atatürk MEYDANINDA saat 18.00 da bir anma programı gerçekleştirdi...

facebook-paylas
Güncelleme: 12-10-2020 13:35:09 Tarih: 12-10-2020 10:32

DİKİLİ 10 EKİMİ  ASIM GÖNEN İN ÖDÜLLÜ

[01:09, 12.10.2020] Arzu Pek İzmir Dikili: Program 2016 yılında bir sanat dergisinin açtığı Kaygusuz Abdal şiir yarışmasında birinciliğe layık görülen  Asım Gönen'e ait "GAR KATLİAMI' adlı şiirin bir kısmının Zülfali ARAS tarafından  okunması ile başladı.

Saygı duruşunun ardından katliamda hayatlarını kaybedenler için temsilen,  7 bölgeden, 7 hayatını yitiren katliam kurbanı kişinin canlandırıldığı bir mizansen gerçekleştirildi.
Programın sunumunu Bileşen Temsilcilerinden Ezgi Yalçınkaya yaptı. 

Meydanda toplanan 125 kişiye Dikili Emek ve Demokrasi Platformu adına Basın açıklamasında bulunan Ayşe Hamarat Ortaköy ve İbrahim Aslan

  "103 Karanfil sözümüz var. Emek, Barış ve Demokrasi Mücadelesi kazanacak" dediler. 

İŞTE O BASIN AÇIKLAMASI
[01:12, 12.10.2020] Arzu Pek İzmir Dikili: 103 KARANFİLİMİZE SÖZÜMÜZ VAR: 

EMEK-BARIŞ ve DEMOKRASİ MÜCADELESİ KAZANACAK! 

10 Ekim Katliamı’nın üzerinden beş yıl geçti…  

“Savaşa İnat, Barış Hemen Şimdi” diyenlere düşmanca saldırdılar. Türkiye’nin dört bir yanından gelen on binlerce kişinin katılımıyla gerçekleşen Emek, Barış ve Demokrasi Mitingimize savaştan, gerilimden, kaostan, kutuplaşmadan beslenen karanlık odaklar katliamla cevap verdiler. 

103 insanımızı yitirdiğimiz, yüzlerce insanımızın fiziksel, yüz binlerce insanımızın ruhsal olarak yaralandığı 10 Ekim katliamı, emek, barış ve demokrasi uğruna ödenen ağır bedellerden sadece biridir. 

10 Ekim katliamı, 6 Haziran Diyarbakır ve 20 Temmuz 2015 Suruç katliamlarıyla başlayan ve ardı ardına gelen IŞİD saldırılarının bir parçasıdır. Başta 10 Ekim katliamı olmak üzere 7 Haziran 2015 ve 1 Kasım 2015 seçimleri arasında bunca katliamın neden yaşandığının cevabı verilmeden 10 Ekim katliamının arka planı aydınlatılamayacaktır.  

Katliam sonrası anket yapıp oylarının ne kadar arttığını araştıranların, “Kokteyl örgüt” diyerek davayı sulandıranların, yol kontrollerini kaldırarak katillere adeta koridor açanların, saldırı olacağı istihbaratını tertip komitesinden gizleyenlerin, patlamaların ardından birçok kişinin yaşamını yitirmesine neden olan gaz sıkma emri verenlerin, ambulansların geç gelmesinin sorumlusu olanların, güvenlik tedbiri almayanların katliamdaki rolü ortaya çıkarılmadıkça, asıl failler yargılanmadıkça 10 Ekim dosyası kapanmayacaktır.  

1 Mayıs katliamından Maraş katliamına, Bahçelievler katliamından Sivas katliamına, bu ülkenin katliamları ile hesaplaşmak için mücadele verenlerin karşısına çıkarılan duvarları ve engelleri biliyoruz. Ne yaparlarsa yapsınlar, ne duvarlar örerlerse örsünler, o duvarı yıkacak tuğlaları çekip çıkaracağımızdan kimse kuşku duymamalıdır. 

10 Ekim katliamında rolü olan, görevini ihmal eden, katliama yol veren ve emir veren tüm sorumlular yargılanana ve hak ettikleri cezayı alana kadar öfkemizi diri tutacağız. Katliamın unutturulmak istenmesine izin vermeyeceğiz. Katledilen arkadaşlarımızın hesabını mutlaka soracağız. 

Dikili Emek ve Demokrasi Platformu olarak 10 Ekim Ankara katliamının beşinci yıldönümünde sözümüzü bir kez daha yineliyoruz: Bu toprakları katliamlarla, faili meçhul cinayetlerle anılmaktan çıkararak barış ve demokrasiyle taçlandıracak, emeğin ve bir arada yaşama iradesinin egemen olduğu Türkiye’yi yitirdiğimiz canlarımıza, yoldaşlarımıza, 103 karanfilimize armağan edeceğiz... 

     Açıklamanın  ardından  bu gün Ankara’da, 10 Ekim Katliamı Anmasının Pandemi nedeniyle engellenmesini protesto eden Bileşen üyesi Ortaköy gözaltına alınan 11 kişinin de serbest bırakıldığını duyurması üzerine kalabalık olaysız bir şekilde dağıldı.

  Arzu Pek/Serhat Birikim/İzmir- Dikili

 

 

GAR  KATLİAMI"  ŞİİRİ

       SAHNE-1 
Ankara da oturdum bir kara taşa
daha söz söylenmemişti
daha insansızdı meydanlar
meydanlar daha gün görmemişti
halkım dedi son soluğu gövdesiz bir başın
halkım
şimdi ben
bir devin ölüsü gibi uzanmış dağların
mor çiçekler açmış günahıyım
halkım ey halkım
şimdi ben
sam yelinin biçtiği
gök ekinler hasadıyım
görmeyenler görsün
duysun duymayanlar
şimdi bu meydan
bu meydanlar
giyotinden düşmüş bir başın çığlığıdır
şimdi yitik bir sesim var o kanın yuttuğu
çiçeklerin kokladığı
bedensiz bir soluğum var
görse kapatır yüzünü ay
dağların en karanlık ardını arar yıldızlar
O dağlar ki halkım
ölmüş bir devin mor sessizliğidir
açsam yaramı kızıla boyanır bir ülke
ben böyle yaşam için öldükçe
nasıl dirilir ölüm için yaşayanlar halkım
nasıl dirilir
üşümeye ellerim yok şimdi
emanet vermeye sesim yok
bu meydan
bu meydanlar
apaçık mezarıdır kapkarınlık bir vahşetin
bu suçu gizleyemez tanrıların gazabı
borsaların iştahı yutamaz bu kanı
emanet verdiğimiz
bu canı hiçbir kılıf
kirletemez
sen ki üryan geldiğimiz
kapalı bir kapısın
her bir zerremizi mermi diye sürdük namluya
ölüm tüketemez bizi
İsterse kırılsın kanadı
Kavuşnanın

     SAHNE- 2 
parça parça olmuş
İnsan eti seğiriyor kumların üzerinde
kızgın lavlardan almış rengini
paramparça olmuş bedenlerin
gözlerine çizmiş kederini
bir çocuk gömülmüş annesinin göğsüne
ağzı kilitlenmiş korkuların çığlığı gözleri
dik dur oğul diyor annesi
dik dur
ağlarsan kuzgunlara yem olur acımız
iki eli iki yakamızda kalır
üzülür babamız
ağlarsan kuzgunlar konar bir gülün dalına oğul
dökülür yapraklarımız
dik dur oğul
kör pınarlar gibi kurut gözlerini bugün
dimdik görsün bizi düşmanlarımız
derin kederlerle bileyle gözlerinin bıçağını
sönmüş ocakların şivanıyla bileyle
ağlayacak gün değil bugün
daha sonra oğul
daha sonra birlikte ağlarız
gömülmüş annesinin göğsüne bir çocuk
sönmüş ocakların külüyle yüklü
bulutlar gibi bağlamış gözlerini
bakmadan görüyor
duymadan dinliyor babasının öyküsünü
köknar ağacının kökleri gibi sarmış kollarını annesi
ve bir devin yarasından akan
acıyla boyamış yüzünü

   SAHNE -3* 
orta yerinden biçilmiş bir bedenin
eti ve kemiğidir
ölü martıların kıyıya vurduğu
kederlerin ummanıdır bir babanın yüzü de
en büyük gemilerin çığlığıdır
en derin okyanusların yuttuğu
ne yalnızca bir babadır o
ne de yalnızca bir eş
yüzünde acıların oba kurduğu
ölmek üzere bak
on yedi yaşında bir kız çocuğu
köknar ağacının kökleri gevşedi
durdu tiktakları saatin
düştü kollarından kuğu kuşu
yumdu gözlerini
ellerini kutsal bir emanet gibi tuttuğu
kız çocuğu
neye yarar şimdi ağlamak
gülmek
en beter katliamın parça parça böldüğü
beş yaşındaki bir çocuğun
babasını yitirmiş yumruğu

   SAHNE -4 
ne sarılmaya kol kalmış
ne bakmaya göz
devrilmiş bir çınarın
kızıl yaprakları gibi titriyor
bedeninden kopmuş etlerin
son soluğu
ölümün insansız bıraktığı sen
kimliksiz mezarların çocuğu
hangi parçana sarılacak
göğüslerini yumruklamaya göğsü kalmamış
burası derisine ot doldurulmuş
yalancı renklerin bile kaybolduğu
vitrini değildir göstermelik acıların
çıkarıp bağışlasam organlarımı
yoksulluktur yetişemem imdadına kardeş
gözleri yok yummaya
susmaya sesi yok
bu acıyı yıkamaya ummanlar yetmez
saramaz bu yarayı ağlamak
bir mezar kazın bağrımın düzüne
taşlarında uzun havaların okunduğu
minare kılıfları değildir oy
üzerinde bir annenin
saçlarını yolduğu               

     SAHNE-5* 
kesildi rüzgar
durdu titremesi yaprakların
karardı hava
alıp başını
bir alev topu gibi battı güneş
tutuştu etekleri bulutların
topladı ellerini koynuna gece
havaya sıçramış kan damlaları gibi
dondu kıpırtıları yıldızların                                                 
dağıldı dört bir yana
çığlıkları don vurmuş karanfillerin
nasıl boşanacaktı morfinli uykulardan
yürek yarasına
sabaha kadar metal lavlar gibi dolan
evlat acıları
açma musluklarını oğul
İndir demir perdelerini gözlerinin
şimdi ağlamak intihar etmektir
yüreği kızgın demirle dağlanmış
nöbetinde sıtmalı
akşamların
ölenler öldüler
ölenler saçlarını demir tarakla yolan
bir halkın bağrına gömüldüler
maraş tı acının bir adı
öbür adı sivas
alevlerinde roboski nin yandığı
ankara ydı misket yağmurunun
zeytin dallarını kırdığı
daha kuşlar uykusundan uyanmamıştı
dallarda rüzgarın rengarenk ırgaladığı
halaya durmamıştı daha yapraklar
bir şivan düştü ocağına memleketin
simsiyah kapladı dağların başını
hüznün donuna girmiş bulutlar
artık kuşsuz yuvalara yılanlar çöreklenir
yüksekten uçar üveyikler
artık annesiz babasız titrer
uykusunu yitirmiş çocuklar
daha ceylanlar suya inmemişti
saatin tik takları durmamıştı daha
daha alanlar muradına ermemişti
memleket insanı
davul zurna
halaylarda al mendiller daha titrememişti
yerden biter gökten iner gibi birden bire
dört diyarın hasreti daha el ele vermemişti
sanki yerin yedi katında gök gürledi
kapandı pencere perdeleri
nar gibi yarıldı orta yerinden bedenler
saçıldı ortalığa
kıpkırmızı taneler
ASIM GÖNEN







Etiketler :

FACEBOOK YORUM
Yorum

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER GÜNDEM Haberleri

ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
SON YORUMLANANLAR
  • HABERLER
  • VİDEOLAR
HABER ARŞİVİ
HAVA DURUMU
YAZARLAR
resmi ilanlar
GAZETEMİZ

Web sitemize nasıl ulaştınız?


NAMAZ VAKİTLERİ
GÜNLÜK BURÇ
nöbetçi eczaneler
HABER ARA
Bizi Takip Edin :
Facebook Twitter Google Youtube RSS
YUKARI YUKARI