bahis siteleri canli bahis
Bugun...



DÜNYANIN KIBRIS UYUŞMAZLIĞI

Kıbrıs stratejik konumu ve önemi gereği tarih boyunca çeşitli devletlerin istila ve fetihlerine uğramış bir çok uygarlığa da beşiklik etmiştir.

facebook-paylas
Tarih: 17-07-2020 13:06

DÜNYANIN KIBRIS  UYUŞMAZLIĞI

 Ayşe Hazal Beytaş

Kıbrıs stratejik konumu ve önemi gereği tarih boyunca çeşitli devletlerin istila ve fetihlerine uğramış bir çok uygarlığa da beşiklik etmiştir. 1571 yılında Ada  Venediklilerin hakimiyetinden  Osmanlı İmparatorluğu'nun himayesine  girmiştir ve üçyüz yılı aşkın Osmanlı idaresinde kalmıştır. 1877 yılında Osmanlı Rus Savaşı'nda Rusların İstanbul önlerine kadar gelmiş olmalarını tehlike olarak gören Osmanlı Devleti İngiltere'den yardım istemiştir. İngiltere ise bu yardım talebini bahane ederek Akdeniz'de bir kilit gibi stratejik öneme sahip Kıbrıs Ada'sını istemiştir.  İngiltere'nin bu talebine karşılık ada 1878'de geçici olarak İngiltere'ye verilmiştir.  1914 yılında Osmanlı İmparatorluğunun savaşa girmesi nedeniyle İngiltere 1914 yılında adayı ilhak etmiştir.

 

24 temmuz 1923 Tarihinde, imzalanan  Lozan Antlaşması'nın 20. Maddesinde  "Türkiye İngiliz Hükümetince 5 kasım 1914 tarihinde ilan edilen, Kıbrıs'ın (İngitere'ye) katılışını tanıdığını bildirir"[1] denilmektedir.

“16. Madde de Türkiye işbu Anlaşmada belirtilen sınırlar dışında bulunan topraklar üzerindeki ya da bu topraklara ilişkin olarak, her türlü haklarıyla sıfatlarından ve egemenliği işbu Anlaşmada tanınmış adalardan başka bütün öteki adalar üzerindeki her türlü haklarından ve sıfatlarından vaz geçmiş olduğunu bildirir; bu toprakların ve adaların geleceği (kaderi), ilgililerce düzenlenmiştir ya da düzenlenecektir.”[2]

 

Bu hükümlere göre Türkiye Lozan yürürlüğe  girdiğinde 12 ada hariç Kıbrıs ve bazı adaların  geleceğine  ilişkin kararlarda yetki elde etmiş oluyordu.

 

Adanın tarihsel süreci içinde yer alan Türkiye, İngiltere ve Yunanistan'ın Lozan antlaşmasına göre haklarının saklı tutulmuş olması, Dünya için Kıbrıs konusunun Türkiye için ise adanın kapısının tamamen kapanmadığını gösterir.

 

Lozan Antlaşmasının imzalandığı 1923 tarihinden 1955 tarihine kadar Türkiye hükümetler nezdinde    Kıbrıs Ada'sı ile hemen hemen hiç ilgilenmemiştir. Zaman zaman çeştli çevrelerce ve basın yoluyla dile getirildiğinde de  "23 Ocak 1950'de devrin Dışişleri Bakanı Necmettin Sadak, Kıbrıs için "Kıbrıs meselesi diye birşey yoktur. Bunu çok önceden gazetecilere söylemiştim çünkü Kıbrıs bugün İngiltere'nin.  Kıbrıs'ı başka devletlete devretmek  niyetinde veya eğiliminde olmadığı hakkında kanaatimiz tamdır. Bu böyle olunca , gençlerimiz boş yere heyecana kapılıyorlar, gereksiz yere yoruluyorlar."[3] Demiştir. Yine  "20 Haziran 1950de  Dışişleri Bakanı Fuat Köprülü; Kıbrıs'la ilgili bir soruya "Böyle bir mesele yoktur"[4] cevabını verecekti. Anlaşılan Köprülü ve Sadak, 20 Maddenin  hükmünü kabul etmiş, ancak 16. maddenin yaktığı sarı ışığa gözlerini kapamışlardır.  Kıbrıs'ın Türiye Cumhuriyeti'nin  gündemine geleceği tarihe kadar yaşanan olayların boyutu ve siyasi dengesizlikler Kıbrıs'ta yaşayan İngiliz ve Türkleri köşeye sıktırmış, soluksuz bırakmıştır. 

 

Lozan Antlaşması'ndan 7 yıl sonra 1931 yılında Rumlar Enosis (Kıbrıs'ın Yunanistan'a ilhakı) talepleri ile adada ingilizlere karşı ayaklanmalar başlattı. 2. Dünya Savaşı'nda burada İngiliz varlığından rahatsız olan Rusya'da Rumları desteklemiş, üstelik adada kominis parti olan AKEL'i kurmuştur.

 

Makarios Anadolu'da  Kurtuluş Mücadelemiz sırasında Anadolu'da ki İşgallerde Yunan ordusunda asker olan ve Tüklere karşı savaşmış bulunan Yeoryas Girivas'ı Kıbrıs'a çağırmış ve Girivas önderliğinde Rum Gençlik Teşkilatını kurdurmuştu. Rum gençlik örgütü; ENOSİS uğruna İngilizlere yönelik yapılan eylemlerini 1955 yılında Türkleri de hedefine alarak artırmıştı.  Türkiye'de duyulan bu eylemler halkta öfkeye sebep olmuş, tepkilere yol açmıştır. Halk başta Sultan Ahmet Meydanı olmak üzere yurdun bir çok yerinde eylemli kınamalar yapmıştır. İçerde oluşan bu kamuoyu baskısı ile Lozan Antlaşmasından beri sürece izleyici olan Türkiye 1955 yılında nihayet sessizliğini bozmuş, ve İngiltere’ye bir nota vermiştir.  Nihayet dünya sesimizi duymuş ve Kıbrıs uyuşmazlığına ilişkin  1955 yılında Londra'da bir konferans düzenlenmiştir. Ancak o sırada Türkiye'de başgösteren ve hedefine Rumları alan 6-7 Eylül olaylarının patlak vermesi ile konferanstan net bir sonuç alınamadan dönülmüştür.  Dışişleri Bakanı Fatih Rüştü Zorlu Lozan konferansının ilgili maddelerini hatırlatarak İngiltere'nin Kıbrıs'ı Yunanistan'a bırakmak gibi bir hakkı olmadığını ifade etmiştir. 1957 tarihinde Yunanistan'ın isteği ile Kıbrıs Sorunu BM'de görüşülmüş ise de, konu bir çözüme kavuşturulamadan ileride yapılacak karşılıklı görüşmelere havale edilmiştir.

 

Terör örgütü EOKA adada yaşayan Türk ve İngiliz'lere karşı terör eylemlerini sürdürürken, Türklerde savunma ve korunma ihtiyacına karşı, "Volkan"  "9 Eylül Cephesi" ve "Türkiye ile Birleşme Örgütü" gibi direniş örgütleri kurmuşlardır. Nihayet Türkiye'nin de istediği katkı koyduğu TMT "Türk Mukavemet Teşkilatı" kuruldu. Teşkilatın örgütlenmesini Türk silahlı Kuvvetleri'nde yarbay olan Rıza Vuruşkan üstenmişti. TMT kuruluşunda  Menderes ve Zorlu'nun bilgisi ve onayı vardı. Teşkilat'ta Fazıl Küçük, Rauf Denktaş ve Burhan Nalbantoğlu'da yer almıştı.

 

7 Haziran 1958'de İstanbul Beyazıt Meydanı'nda bir miting düzenlenmiş, ve ya taksim ya ölüm sloganları atılmıştır. Bu tarihten iki yıl önce İngiliz Sömürgeler Bakanı adanın taksim edileceğini gündeme getirmişti.

 

EKOA Türk ve ingilizlere karşı sürdürdüğü eylemler kabul edilemez boyutlara ulaşmış, Nihayet 4 Aralık 1958 yılında iki ülke başbakanları Paris'te görüşmelere başlanmış, görüşmeler devam ederek 5-11 Şubat 1959 tarihinde Zürih'te  "Garanti, İtifak ve Centilmenler Antlaşmaları" paraf edilmiştir. Bu  Antlaşmaların'nın paraf edilen tüm metinleri İngiltere'de yapılan Londra anlaşmasıyla kabul edilerek imza altına alınmıştır.

 

Taraflarca Paris'te görüşülen, Zürih'te paraf edilen ve Londra'da kesin olarak imza altına alınan "Centilmenler", "Garanti" ve "İtifak" anlaşmaları ile  İngiltere adadan çekiliyor, Kıbrıs Türk ve Rumlardan oluşan bir cumhuriyet şeklini alıyordu.  Her üç antlaşma da Kıbrıs Cumhuriyeti'nin Anayasası'nın temel maddelerini oluşturuyordu. Bu antlaşmalara göre Cumhurbaşkanı Rum Yardımcısı Türk olacaktır. Garanti Antlaşmasının 2. Maddesinde  "Yunanistan, İngiltere ve Türkiye, Kıbrıs Cumhuriyeti’nin 1. maddede belirtilen taahhütlerini kaydederek, Kıbrıs Cumhuriyeti’nin bağımsızlığını, ülke bütünlüğünü, güvenliğini ve anayasanın temel maddeleri ile oluşan durumu (state of affairs) tanırlar ve garanti ederler. Yunanistan, İngiltere ve Türkiye, Kıbrıs Cumhuriyeti’nin diğer herhangi bir devlet ile gerek birleşmesini. gerekse Ada’nın taksimini doğrudan doğruya, veya dolaylı olarak gerçekleştirmeye yardım ve teşvik edici bir amacı olan tüm hareketleri kendi yetki ve ilgileri oranında önlemeyi üstlenirler."[5] denmektedir. Çok açık ve net olarak Kıbrıs Cumhuriyeti'nin bağımsızlığı, ülke bütünlüğü ve güvenliği  Türkiye,  Yunanistan ve  İngiltere tarafından garanti altına alımmış olduğu görülmektedir. Bu antlaşmalardan   sonra 16 Ağustos 1960 yılında Kıbrıs Cumhuriyeti kurulmuştur.

Centilmenler, Garanti ve İttifak Antlaşmaları süresiz antlaşmalar olup, Adeta Kıbrıs'ın Lozan'ıdır. Zira 1974 yılında  yapılan  Barış Harekatı Türkiye'nin bu antlaşmalarla elde edilen garantörlük haklarının gereği gerçekleştirilmiştir.

 

Ancak Tüm bu anlaşmalarla yetinmeyip Kıbrıs'tan tamamen Türkleri silmek isteyen Rumlar 1963 yılına geldiğinde niyetlerini tekrar açık etmiş, Makarios Rum tarafı  lehine  anayasayı değiştirmek istemiştir. Cumhurbaşkanı ve cumhurbaşkanı yardımcısına tanınan veto hakkının ve adadaki iki toplumlu yapının kaldırılmasını istiyordu. Makariosun değişiklik önerileri Zürih ve Londra antlaşmaları ile garanti altına alınan ve değiştirilemez diye imza edilen hükümlere yönelikti. Türkiye bu teklifin kabul edilemez olduğunu Dışişleri Bakanı Ferudun Cemal Erkin aracılığı ile dünya kamuoyuna duyurmuştu. 

 

1963 yılının 24 Aralık gecesi  yürekleri sızlatan trajedi yaşanmıştı. Tarihe "Kanlı Noel" , "Banyo Katliamı" olarak geçen olay tezahür etmiş, Denktaş'ın evidir diye yanlışlıkla orduda tabip binbaşı olarak görev yapan Nihat İlhan'ın evi basılarak eşi ve çocukları katledilmiş, çocukların cansız bedeni banyo küvetinde kanlar içinde bulunmuştur. Bu olayın hemen ardından Türk uçakları Kıbrıs'ta bir ihtar uçuşu yapmıştır. Bu ihtar uçuşunu bahane eden Makarios 1959 Zurih ve Londra antlaşmalarını ve 1960 anayasasını fes etmek istemiştir. Anayasa hükümlerine karşı asker sayısını yükseltmiş, NATO gücünü de red ederek BM'den asker talep etmiştir.

 

4 Mart 1964 yılında acil olarak toplanan BM Konseyi 186 sayılı kararı alarak  Kıbrıs Hükümetinin rızasıyla adaya BM Barış Gücünü göndermiştir. Bu toplantıda "Denktaş'ın Kıbrıs Türk Toplumu Temsilciliği red edilerek, yararlı bilgiler veren birisi sıfatıyla dinlenmiştir.”[6]  Garanti ve İttifak Antlaşmalarının hükümlerini bu kez BM ihlal etmiştir. Türk tarafı bu duruma itiraz etmediği için çok ciddi bir taviz vermiştir.  Ortada tarafların üzerinde uzunca görüşüp anlaştıkları antlaşmalara rağmen bu tavizin verilmesi Kıbrıs'ın Sorununun tarihsel süreci içerisinde  Türk tarafı adına bir zayıflık olarak tarihte yerini almıştır. 

 

Adada Türk varlığından rahatsız olan Rumlar Türk  köylerine saldırılarına devam etmiş, Birçok Türk öldürülmüş, birçoğu da kaybolmuştur.  Rum saldırıları hız kesmeden devam ederken, Başbakan İsmet İnönü adaya çıkarma kararı almış, ABD'ye de bu kararını bildirmiştir. ABD Başbakanı Lyndon B. Janson bir  mektup göndererek (Janson Mektubu) Bu karara kesin bir dille karşı çıkmış. Türkiye'ye böyle bir harekete kalkışması durumunda da aba altından sopa göstermiştir.

 

Kurtuluş şavaşında işgalci kuvetlere karşı savaşmış olan İsmet İnönü işin askeri ve saratejik boyutunuda göz önüne alarak tüm bu dengeler üzerinde yapılacak olan harekatın başarısızlıkla sonuçlanması halinde Kıbrıs Adası'nın tümden kaybedileceği tehlikesine karşı, çıkarma kararından vazgeçmiş ancak ithar uçuşu ile yetinmiştir.  (1964) Bu arada ABD Ankara Büyükelçisi de boş durmamış  ABD ye gizli bir telgraf ile ENOSİS önermişti.

 

Aynı yıl ABD Türkiye'ye "Acheson" Planını" önermiştir.  Bu plana göre Kıbrıs Yunanistan ile birleşecek Türk tarafına ise Lozan'daki azınlık hakları tanınarak özerklik verilecekti. Türkiye'nin  planı bir görüşme zemini alarak değerlendirmesine rağman Rum tarafı ve Yunanistan kabul edilemez olarak değerlendirmiştir. Anlaşılan adada kesinlikle Türk varlığı istenmemektedir.

 

1967 Yılında Rum Mili Muhafız Ordusu Geçitkale ve Boğaziçi Türk köylerine saldırdı. Türkiye çıkarma yapmak istemiş ise de deniz ve hava gücünün yeterli olmaması nedeniyle bu karardan vaz geçmiştir.  Dönemin Başbakanı  Süleyman Demirel o günlere ilişkin şunları söyler" Daha sonra İsmet İnönü ile konuşmaya karar  verdim. Acaba ne düşünüyordu? İnönü 1964'de Kıbrıs'a müdahale kararı alan  ama sonra uygulamayan  savaş görmüş bir komutandı. Anlattım kendisine ve çıkartmaya hazırız dedim. İnönü, şimdi dedi; evvela oradaki halk orayı vatan yapmaya karar vermelidir. Kıbrıs'taki halk emin değildir. Eğer bir halk oturduğu yeri vatan yapmaya karar vermezse, orayı muhafaza edemezsin dedi. Fedakarlık yapsınlar, mücadelenin içine girsinler. Bizim ordu deniz geçen bir harekat yapmamıştır. Türkiye’nin başarısızlığı Kıbrıs'ın kaybı demektir. Onun için amfibik hareket emrini vermeden önceden önce çok dikkatli olun diye sözlerine devam etti. İnönü'nün sözleri kilit gibiydi bununla biz kavgalıyız ama bu adam büyük adamdı."[7]

 

Süleyman Demirel başkanlığındaki Türk hükümeti Türk Devriminin kahramanlarından olan İsmet Önönü’nün bu uyarısını dikkate almıştı. 1964'deki gibi  Türkiye  2. kez  çıkarma kararı alıp vazgeçerek, ada üzerinde ithar uçuşu  ile yetinmiştir. ABD Türkiye'ye eski bakanlarından birini göndererek, Türkiye'den adanın silahsızlandırılmasını istemiştir. Dönemin dışişleri bakanı İhsan Sabri Çağlayangil; bu teklifi Zürih ve Londra antlaşmalarına aykırı ve kabul edilemez olarak cevaplamıştır.

 

Suların bir türlü durulmadığı Kıbrıs yeniden dünyanın gündemine gelmeden önce Bu sefer de Türkiye Yunanistan arasındaki Ege Denizinde sular ısınmaya başlamıştı. 1974 yılında Yunanistan Türkiye'ye  bir nota vererek Türk gemilerin Ege'de  Yunanistan'a ait kıta sahanlığı içinde petrol araması yapıyor olmasını kınadı.  Türkiye  bu notaya karşı 29 Mayıs 1974 tarihinde Çandarlı Gemisi’ni Ege Denizine çıkardı. Böylece Yunanistan ile Türkiye arasında bir kıta sahanlığı krizi baş gösterdi. Kıta sahanlığı; kara parçalarının denizler  içindeki uzantısına verilen addır ve Türkiye kendine ait kıta sahanlığı içinde arama yapıyorken Yunanistan'ın Ege Denizinin sahibi gibi bir yaklaşımda bulunmuştur.

 

Kıbrıs meselesiyle alakası olmayan ancak sonuçları itibarıyla direk Kıbrıs Sorununu gündeme taşıyan bir diğer olay, Türkiye'nin Afyon yasağını kaldırma kararı olmuştur. Bülent Ecevit 14 Aralık 1974 CHP kurultayında haşhaş ekim yasağına değinmiş ve bu yasağın kaldırılmasını  hükümet programına almıştı. Türkiye'de haşhaş  ekim yasağının kalkmasını istemeyen ABD  Türkiye'ye çeşitli yollarla  baskılar yapmış, gözdağı vermiştir.  Amerikan Senatosu'nda cumhuriyetçi bir senatör, Türkiye’ye yapılan her türlü yardımın kesilmesini istemiştir. 10 Temmuz 1974 tarihinde Newyork Post gazetesi, Türkiye’yi B12 uçaklarıyla bombalamanın yerinde olduğunu yazmış; Daily News Gazetesi ise "Arkadan Bıçaklama" olarak başlık atmıştı.

 

Türkiye Yunanistan ile kıta sahanlığı, ABD ile de haşhaş ekim yasağının kaldırılması ile ilgili sorunlarla baş etmeye çalıştığı bir sırada 15 Temmuz 1974'de Kıbrıs Adası'nda Yunanistan'daki cunta rejiminin planladığı bir SAMSON darbesi gerçekleşti. Ecevit  aynı gün haşhaş bölgesi olan Afyon ve ardından da Denizli'ye gitmek için Etimesgut Askeri Havalimanı'nda  yola çıkarken darbeyi öğrenmiştir.  Hükümet sözcüsü Orhan Birgit başbakana “ne yapacaksınız” diye sorar. Başbakan Ecevit "bu oldu bitiyi kabul edemeyiz, dönüşte genelkurmay başkanı ile görüşeceğim. Derhal harekete geçmeliyiz " diyerek daha ilk anda ne olacağının kararını vermişti. Öteden beri Kıbrıs Meselesi ile ilgilenen Ecevit'e anlık olarak aldıran bu kararı aldıran faktör kendisinin de hükümette olduğu dönemlerde Türkiye'nin Kıbrıs'ta tam bir çözüme gidemeyişi idi.  Dönemin başbakan yardımcısı Necmettin Erbakan,  Genelkurmay Başkanı Semih Sancar, Cumhurbaşkanı ise Cemal Gürsel'di.

 

Ecevit'inde belirtiği gibi bir oldu biti ile Rumlar ENOSİS hayalleri doğrultusunda Kıbrıs'ın Yunanistan'a ilhakını sağlamak niyetindeydi. Başbakan Afyon gezisini ertelemez ancak programında bir değişiklik yaparak Denizli ziyaretini iptal eder.

 

Afyon dönüşü Cumhurbaşkanı Cemal Gürsel'in başkkanlığında Milli Güvenlik Kurulu, ardından bakanlar kurulu toplantıları yapılır. Bakanlar kurulu toplantısında  önce diplomatik yollara başvurulacak ve tüm barış yolları denendikten sonra bir sonuç alınamazsa vakit kaybetmeden 1959 yılındaki antlaşmalarla elde edilen garantör devlet yetkisiyle Kıbrıs'a çıkarma yapılacaktır kararı  alınmış aynı zamanda hükümet başbakan Bülent Ecevit'e tam yetki vermişti.

 

Ordu ve hükümet aldığı çıkartma kararı gereği hazırlıkları gizlilik içinde sürdürecek  diğer yandan Başbakan Bülent Ecevit barışçı yollarla çözüm arayışlarına girişecekti. Ecevit vakit kaybetmeden 17 Ağustos'ta Londra'ya gitmiştir. Bu sırada dışişleri bakanı Turan Güneş yanında değildir. Bakan bir ziyaret için Çin'de bulunmaktadır.  İngiliz başbakanlık konutunda gece yarısına kadar görüşmeler sürer. Ecevit'in İngiltere'ye teklifi; Yunanistan'ın darbe yaptığı için saldırgan durumuna düştüğünü bu nedenle iki garantör devlet olarak Türkiye ve İngiltere'nin birlikte hareket ederek, kan dökülmeden sorunun giderilmesini, İngiliz üsleri kullanılarak adaya çatışmasız çıkılmasını teklif etmişti. İngiltere dışişleri bakanı "Kıbrıs Türklerini korumanız için  İngiliz üslerini kullanamazsınız" demişti. İngiltere bir çözüme yaklaşmadığı gibi sorunun çözümünü de ABD'ye havale ediyordu. Amerikan Dış işleri Bakanı Henry Kissinger  yardımcısı Joseph Sisko'yu görüşmeler için Londra'ya göndereceğini bildirir.  Ecevit ABD'nin garantör devlet sıfatı olmadığı için bu görüşmeyi üçlü bir görüşme olarak yapmanın mümkün olmayacağını belirtir ve İngiltere dışişlerine "Biz ABD ile mütefikimiz ve dostumuz olarak herşeyi görüşürüz. Ancak garantör devlet olarak garantör olmayan bir başka devletle bir arada bu konuyu görüşemeyiz"[8]

 

Ertesi gün Sisko geniş br heyetle Londra'ya gider. Türkiye Büyükelçiliğinde ikili görüşmeler yapılır.  ABD'nin niyeti Kıbrıs'a yapılacak müdahaleyi engellemektir. Ecevit ABD'ye İngiltere ile mutabakat sağlanmazsa Türkiye'nin hareket için kararlı olduğunu anlatmıştı. Sisko ise Londra'dan Atinaya Geçerek akılcı bir çözüm arayışını sürdüreceğini,  Atina sonrası da Türkiye'ye geleceğini bildirmiştir.

 

Sisko Atina'da bir kaç gün kalmış, ancak uğraşlarına rağmen konuyu çözecek bir muhatap bulamamıştır.  ABD basını “kapı kapı dolaştığını” yazmıştır.   Kıbrıs sorununun    Yunanistan nezdinde  istişare edeceği birilerini bulmak için epey zaman harcamış, Türkiye'ye söz verdiği tarihte gelememiş ancak  çıkarmanın başlayacağı günün gecesi  gelebilmiştir.  Çıkartma tarihi ustalıkla saklı tutulduğundan  ABD Türkiye'nin imalı uyarılarını pek ciddiye almamış, bu nedenle gizlilik içinde  6. Filo'yu   Girit açıklarında  tutmuştur.  Çıkartma başladığı için de müdahale edememiştir. Ancak Sisko Türkiye'yi olası bir  harekattan vaz geçirmek için çabalamıştır. Ecevit  Janson Mektubunu kast ederek "siz on yıl önceki  hatalarınızı tekrar edebilirsiniz,  fakat biz tekrarlamayacağız"  "Sizin hatanız bize engel olmaktı, bizim hatamız size uymaktı"[9] demiş O geceyi Başbakan Bülent Ecevit  Cüneyt Arcayürek'e verdiği bir ropartajda şöyle anlatıyor; "Neticede  bizim kararlılığımızı anladı   "Ben burada boşuna mı uğraşıyorum, boşuna mı konuşuyorum"  dedi. "Evet " dedim "Öyleyse bari ben uçağıma yetişeyim" dedi. "İyi olur" dedim. Belli bir saatten sonra havaalanları kapanacaktı, onu söyledim. "Havaalanları kapanabilir iyi olur yetişirseniz" dedim. O şekilde ayrıldık."[10]

 

ABD Heyeti ayrılırken büyükelçi Başbakan Ecevit'e şairliği ile kan dökülmesini nasıl bağdaştıracağını sormuş, Ecevit "Bu onunla çelişmez çünkü harekatı yapmasak neler olur biliyorum, vicdanım daha çok muazzep olur"[11] demiştir.

 

Başbakan Bülent Ecevit'in 5 emmuzda Afyon gezisinden döner dönmez, yapılan toplantılar ile alınan kararlar .gereği 20 Temmuz 1974 tarihinde Türkiye saati ile 05.00'da tüm barışcıl çözüm yolları tükenirse harekat başlatılacaktır kararını uygulamaktan başka bir çözüm kalmamıştır.

 

20 Temmuz 1974'de saat 05.25'de Türk askeri Rum askeri hedeflerini bambalamaya başlar.

 

Aynı saatlerde Bülent Ecevit basına harekatı duyurmuştu.  "Şu an Türk Silahlı Kuvvetleri Kıbrıs'a havadan indirme denizden çıkarma yapmaktadır. Biz aslında savaş için değil barış için, ve yalnız Türklere değil Rumlara da barış götürmek için adaya gidiyoruz. Bu kararı bütün diplomatik ve politik yolları denedikten sonra mecbur kalarak aldık.” 

 

Denktaş Bayrak Radyosu'nda harekatı duyururken  "Bu bir istila değil,  Kıbrıs'ın bağımsızlığını, ülke bütünlüğünü ve güvenliğini yeniden tesis etmek için  girişilen ve sade bu gayeye matuf bir polis harekatıdır." diye açıklama yapmıştı.

 

Türkiye Garantör devlet yetkisini kullanarak, Samson  darbesine karşı çıkartma yapmıştır.

 

22 Temmuz'da BMG konseyi ateşkes kararı almış, Türkiye bu karara 23 temmuz'da uymuştur. BM ateşkes kararından sonra Cenevre'de 1. barış görüşmeleri başlayacaktı. Türk birlikleri Girne'de  çok dar bir alana sıkışmışlardı. Cenevre görüşmelerine giderken ana tema; sonuca bir an önce varılarak, Türk birliklerinin bu riskinin diplomatik yollarla bir an önce ortadan kaldırmaktı.

 

30 temmuz 1974 Tarihinde taraflar arasında Cenevre Deklerasyonu imzalandı.  ateşkes yapılmış, detaylı  görüşmeler 8 Ağustos 1974 tarihinde yine Cenevre'de yapılacak görüşmelere bırakılmıştır.  Bu deklarasyon ile Kıbrıs'ta Anayasal Hükümetin yeniden kurulmasından söz edilmektedir. Ancak 2. Cenevre görüşmesinde taraflar bu sözlerinde durmayacaktır. Nitekim "İngiltere Dışişleri  Bakanı "burada bağımsız bir devletin anayasasını görüşemeyiz”[12] demiştir.

 

Cenevre görüşmelerine giderken Türk Dışışleri bakanı Turan Güneş basına "vakit kaybetmeye değil kesin sonuç almaya gidiyoruz. Kıbrıs konusunu görüşmeye değil çözmeye gidiyoruz" demişti Bu açıklamalardan anlaşılacağı üzere Türk Hükümeti Kıbrıs Meselesini kesin olarak çözmeye kararlıdır.  Birinci  Cenevre görüşmelerinden sonra Yunanistan'da yönetim değişmişti.  Ancak  Rumlar Birinci Cenevre konferans kararlarını ihlal ederek ateşi kesmemişler ve katliamlar devam etmiştir.

 

İkinci Konferans  başlarken Klerides ve Denktaş için bir masa, Türkiye, İngiltere ve Yunanistan için ayrı ayrı masalar kurulmuştu.  Turan Güneş bu duruma itiraz ederek; Rum ve Türk temsilciler için de ayrı ayrı masalar istemiştir.  Bu toplantının ilk krizidir. Denktaş toplantıyı terk etmiş, sırf bu nedenle toplantı bir gün geç başlamıştır. Ertesi gün Rum ve Türk cemaatlerinin ayrı ayrı temsil etmeleri için masalar ayrılmış olarak konferans başlamıştı.  Turan Güneş Cenevre öncesine ilişkin  der ki "Ankara'nın önerisine göre, Magosa'dan başlayıp, Lefkoşe'nin Türk kesiminden geçen bir hat çizilecek. Bu hat batıya doğru uzatılacak, Baf, Larnaka, gibi yerlerde Türk kantonları kurulacak ve bütün Türk toprakları buna göre yüzde otuzdört olacaktı. Yunanlılar bunu da kabul etmediler. Anlaşılmıştı ki Rumlar sürümceme işine sıkı sıkıya sarılmışlardır. Bizi dar bir bölgeye hapsetmek niyetindedirler. Callaghan’a her teklifimizin red edildiğini, o nedenle umudumu yitirdiğimi söyledim. İkinci Cenevre Konferansına gitmeden önce başbakan Ecevit'le ikimiz konuşuyor ve hazırlıkları son bir kez daha gözden geçiriyorduk. Bu arada konferansın yarıda kalması olasılığı üzerine de konuştuk. O zaman aramızda bir parola tespitine karar verdik."[13]

 

"Konferansa Amerikalılar gözlemci olarak dışışleri bakanı yardımcısı Hartman'ı göndermişlerdi. Rusların bir temsilcisi vardı. Onlarda durup dinlenmeksizin bizim konuşmalara kulak kabartıyorlardı fakat bir türlü konunun esasına giremiyorduk. Kıyılarda köşelerde dolaşıyorduk ama konuya kesin çözüm getirecek herhangi bir öneri gelmiyordu. Ortada sadece Türk önerileri vardı. İngiliz ve Yunanlıların tek önerisi ise konferansın ertelenmesi veya bir ay süreyle Kıbrıs Türk ve Rum temsilcilerinin ön çalışma yapmaları idi. Yani karşı taraf zaman kazanmak istiyordu.”[14]

 

Konferans boyunca Türk tarafının bütün teklifleri Yunanlılar ve Rumlar tarafından red edilmiştir. "Türk tarafı  Yunan dışişleri bakanına Biz bütün tekliflerimizi geri çekiyoruz Mr. Mavros sizin teklifiniz ne"

"Bizim teklifimiz yok” “O halde konu kalmadığı için “konferans bitmiştir” "[15]

 

Türk tarafının bütün tezleri red edilmiş, karşı öneri sunulmamış, ve konferans uzatılarak zaman kazanmak istenmiştir.  Cephedeki başarısızlıklarını masada kazanmaya çalışan Yunanistan Konferanstan sonra NATO'dan çekilmiş.  Türk tarafı 2. Barış Hareketinin parolasını Ankara'ya iletmiştir. Turan Güneş hareketin gerekliliğini şu sözlerle özetliyordu. "Eğer Mr. Mavros'un Callaghan'ın 36 saatlik  zaman istemelerini kabul etmiş olsaydık, 36 saat sonra yine burada buluşacaktık çünkü kendileri ne bizim tekliflerimizi kabul ediyorlar nede karşı bir teklif getiriyorlardı. Türklerin yavaş yavaş kıyıma uğramalarına rıza gösteremeyiz."[16] 

 

İkinci  Barış Harekatı 14 Ağustos sat 05.40'da başlamış birliklerimiz Magosa Güney Hatına kadar ulaşmıştır. 16 Ağustos Saaat 19.00'da Genelkurmay Başkanlığınca Ateşkes emri verilmiş hareket durdurulmuştur. Hareket planlandığı gibi adadaki akan kanı durdurmak ve iki halk arasında barışı sağlamak için yapılmış, savaşa dönüşmeden sonlandırılmıştır. Nitekim Kıbrıs barış harekatı ile Kıbrıs'ın Yunanistan'a ilhakı önlenmiş Yunanistan'daki cunta rejimi de son bulmuştur.  Harekat boyunca hükümet ve ordu tam bir uyum içinde çalışmıştır.

 

İçerde "harekata durmadan devam edilseydi Kıbrıs tamamen Türklerin eline geçebilirdi" şeklinde gelen bir çok eleştiriye Bülent Ecevit "Benim Atatürk'ten aldığım en büyük ders nerede durabileceğimi bilmektir......Selanik'te doğmuş olan Atatürk'ün batı sınırımızda nerde duracağını bilmiş olması, kendi doğup büyüdüğü yerin bile berisinde durmayı bilmiş olması hepimize büyük dersler verecek değerdedir."[17]

 

Harekat sonrası Kıbrıs'ta iki federal devlet oluşmuş ise de Kıbrıs dosyası tam olarak kapatılamamıştır. ABD Türkiye'ye silah ambargosu uygulamış, başka ambargolardan kaynaklı da Türkiye’de gıda ve tekel ürünlerine ulaşmak isteyen halk  kuyruklar oluşturmuştur.

 

Özerk Kıbrıs Türk Yönetimi 13 Şubat 1975'de Kıbrıs Türk Federe Devletini (KTFD)  ilan etti. 15 Kasım 1983 yılında  KDFD Yasama Meclisi Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'ni (KKTC) ilan etti. KKTC'yi  Resmi olarak bir tek Türkiye tanımış,  Bangledeş ve Libya'da ve Azerbeycan KKTC Devleti ile birtakım ilişkiler kurmak yoluyla dolaylı olarak tanımıştır diyebiliriz.  Bu durum dolayısıyla  Dünya önünde Kıbrıs ile sorun kelimesi yan yana anılır olmuştur.  Türkiye'nin dış siyasetinde ABD ve AB ülkeleri arasında sözde Ermeni soykırımı, Kürt sorunu gibi sorunlarla birlikte Kıbrıs kartı da hep önümüze çıkmıştır.

 

2002 Yılında İktidar olan AKP Genel Başkanı Kıbrıs konusunda 30-40 yıldan beri sürdürülen politikaları red eden açıklamalar yapmıştır. Daha sonra Annan Planı gündeme geldiğinde ve Türkleri egemenlik haklarından soyutlayan, Türkiye'nin garantörlük haklarını sınırlayan KKTC topraklarının önemli bir bölümüne Rumların yerleşmesini öngören ve adadaki Türk askeri sayısını da düşüren sakıncalı maddelerle dolu plana yeşil ışık yakarak bu açıklamalarını hayata geçirmiş oluyordu.

 

Annan Planı; Birleşmiş Milletler genel sekreteri Kofi Annan'ın girişimleriyle oluşmuş olduğundan adını da aynı kişiden alır. Kıbrıs'ta nihai çözüm gibi sunulan özünde sakıncalarla dolu olan plana Dönemin CHP genel Başkanı Deniz Baykal DSP Genel Başkanı Bülent Ecevit ve Kıbrıslı Türklerin evsanevi lideri Denktaş karşı çıkmıştır. Denktaş 15 Nisan 2004 tarihinde TBMM tarihi bir konuşma ile neden karşı olduğunu açık açık gerekçelendirmiştir. Konuşmasında planla 1959 garanti ve ittifak anlaşmalarını yok saymamakla birlikte içeriğine müdahale edildiğini, planın kalıcı ve yapıcı bir çözüm sunmadığını gerçek içeriği tam anlatılmadan Kıbrıs halkını  bir meçhule oy vermeye zorladığını ve Türkleri azınlık durumuna düşürdüğünü uzun uzun anlattıktan sonra "Verdiği mücadele ile eşitliğini, egemenliğini kanıtlamış olan bir halkı yeniden yapay bir anlaşma ile Rumlara ram edilmesine müsaade edilirse milletçe müşterek acımız hiç dinmeyecektir ve bu halka bu yüce ulusa bu acıyı tattırmak hakkımız yoktur demek istiyorum." diyerek tarihi uyarısını yapmıştır.

 

Ne yazık ki bütün uyarılara rağmen AKP ve KKTC Başkanı Mehmet Ali Talat plandan taraf olmuşlardır. 24  Nisan 2004 tarihinde yapılan referandumda Türk tarafının onay verdiği plan daha fazlasını isteyen Rumlar tarafından red edilmiştir. Böylece Kıbrıs Davasının öncülerinin gördüğü tehlike ve tuzaklar Türk tarafının  evet oyuna rağmen  karşı tarafın hayır oylarıyla  bertaraf edilmiş oldu.

 

Kıbrıs gerçekte iki halk arasında bir sorun olsaydı belki şimdiye kadar çoktan çözülmüş olurdu. Olası ki  Akdeniz’de kilit konumda stratejik öneme sahip  olan bu ada cazibe merkezi olmakla birlikte adada yaşayan iki halkın arasındaki sorundan beslenen çevreler de bu sorunu hep taze tutarak uluslararası ilişkilerde kullanacakları kartı kaybetmek  istememektedirler.  O nedenle bu uyuşmazlık  "Kıbrıs Sorunu" olmaktan çıkmış   dünya sorunu halini almıştır.

 

Umarız Kıbrıs Adası'nda yaşayan iki halkın temsilcileri çözümü  kendilerinin dışında aramak yerine, bir araya gelerek, barış içinde nasıl yaşayacaklarını birlikte  kararlaştırırlar. Ancak bu bir arada yaşama dünya halkları açısından bir kayba emperyalizm açısından da bir kazanca varmadan sağlandığında anlam bulacaktır.

 

 

KAYNAKÇA

 

Çev.Seha L.Marey, Lozan Barış Konferansı Tutanaklar- Belgeler, 2.Cild,2. baskı, Yapı Kredi Yayınları, İstanbul,2001

 

İlker Başbuğ. Unutulan Ada Kıbrıs , Kırmızı Kedi Yayınevi,1.Basım,  2016,  İstanbul

 

Dış İşleri Bakanlığı Resmi Wep Sitesi, Kıbrıs, Garanti Antlaşması

 

Bülent Ecevit, Dış politika ve Kıbrıs Dosyası, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, 1. Baskı, Nisan 2011, İstanbul

 

Akın Simav, Turan Güneş’in Siyasal Kavgaları, agorakitaplığı, 2.Basım, 2009, İstanbul

 

[1] Çev.Seha L.Marey, Lozan Barış Konferansı Tutanaklar- Belgeler, 2.Cild,2. baskı, Yapı Kredi Yayınları, İstanbul,2001.s.6-7

[2] A.g.e. s.7

[3] İlker Başbuğ. Unutulan Ada Kıbrıs , Kırmızı Kedi Yayınevi,1.Basım,  2016,  İstanbul, S.25-26

[4] A.g.e., S.26

[5] Dış İşleri Bakanlığı Resmi Wep Sitesi, Kıbrıs, Garanti Antlaşması Madde 2, 03.06. 2020, saat. 12.00

[6] İlker Başbuğ. Unutulan Ada Kıbrıs , Kırmızı Kedi Yayınevi,1.Basım,  2016,  İstanbul, S.41

 

[7] A.g.e S.46-47

[8] Bülent Ecevit, Dış politika ve Kıbrıs Dosyası, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, 1. Baskı, Nisan 2011, İstanbul, S.124

[9] A.g.e., s.126

[10] A.g.e., s.127

[11] A.g.e., s.127

[12] Akın Simav, Turan Güneş’in Siyasal Kavgaları, agorakitaplığı, 2.Basım, 2009, İstanbul, s.249

[13] A.g.e., s.249

[14] A.g.e., s.247

[15] A.g.e., s.254

[16] A.g.e. s. 256

[17] Bülent Ecevit, Dış politika ve Kıbrıs Dosyası, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, 1. Baskı, Nisan 2011, İstanbul, s.127







Etiketler :

FACEBOOK YORUM
Yorum

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER GÜNDEM Haberleri

ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
SON YORUMLANANLAR
  • HABERLER
  • VİDEOLAR
HABER ARŞİVİ
HAVA DURUMU
YAZARLAR
resmi ilanlar
GAZETEMİZ

Web sitemize nasıl ulaştınız?


NAMAZ VAKİTLERİ
GÜNLÜK BURÇ
nöbetçi eczaneler
HABER ARA
Bizi Takip Edin :
Facebook Twitter Google Youtube RSS
YUKARI YUKARI