1xbet giriş
Bugun...



Güneş Toplayan Kadınlar Dikili Nin Kadın Yüzleri ‘’Aysel Korkut’’

Güneş Toplayan Kadınlar Dikili Nin Kadın Yüzleri ‘’Aysel Korkut’’

facebook-paylas
Güncelleme: 11-11-2020 08:52:02 Tarih: 10-11-2020 21:13

Güneş Toplayan Kadınlar Dikili Nin Kadın Yüzleri ‘’Aysel Korkut’’

                          

                    Bir varmış bir yokmuş. Dikili’nin sonradan mahalle olmuş köylerinden Salihleraltı’nda, küçük okurların “Aysel Korkut’’, büyüklerin ise “Aysel Nusret” diye tanıdığı bir kadın yaşarmış. İçinde bulunduğumuz masal gereği, bu gizemli kadını bulmayı ve gizemini çözmeyi vazife edindik. Gökten üç elma düşmeden biz bu işi hallederiz dedik. Efsunlu yolları aştık. Canavarlı ormanı geçtik. Az gittik, uz gittik. Dere tepe düz gittik. Peri Padişahının kızını öpüp uyandırırız, Güzel prensesi kötü kralın elinden kurtarırız zannettik. Bir de ne görelim? Kadın Kalemşorlar den biri. “Kadınlar masallarda olduğundan daha güçlüdür’’ dedi. Güneş topladı bizim için.

                --Eğitimci, yazar, (hem çocuk hem de yetişkin edebiyatı yazarı) Sayın Aysel Korkut, Merhaba! Hadi! bize biraz kendinizden bahsedin.

                --Eskişehir’in köylerinden birinde dünyaya geldim. Hiçbir yere kök salmadan oradan oraya savruldum. Çünkü kök salmak istemedim. Kökler bağlayıcıdır. Şehir değiştiremediysem mahalle değiştirdim. O da yetmedi ülke değiştirdim. Yurt dışında Belçika’da yaşadım. Sonrası Dikili.

                --Yurt dışında Kadın olmak ile burada kadın olup yaşamak arasında bir fark var mı?

                --Avrupa’da kadına, kadın diye değil, önce insan diye bakıyorlar. Bizde ilk göze çarpan kadın oluşumuz. Birine bir ilgi gösterseniz aranıyor oluyorsunuz. Yani bizde cinsiyetçilik çok daha baskın. Yurt dışında bulunduğum yerde Katolikler hakimdi. Çalıştığım okullardan biri Kilise okuluydu. Kilise Okullarının kendilerine göre kuralları vardır. Birlikte yaşamak, başka her yerde evlilik ile eşdeğerken, buradakiler, nikahsız yaşayamazlardı. Ne yazık ki bu kurallar daha çok kadınlar içindi. Irkçı erkekler de vardı ve onlar aynı zamanda da cinsiyetçiydiler. Tıpkı bizdeki erkekler gibi, üstünlük sıkıntıları mevcuttu. Yine de kadınların yaşam alanları bizimkilere oranla daha genişti. Ülke güvenliyse siz de bir kadın olarak kendinizi güvende hissediyorsunuz. Bu durum, ülkemizde pek geçerli değil.

                --Hemen günümüze gelelim. Dikili’desiniz. ‘Keşke’leri ve ‘iyi ki’leri ile Dikili de kadın olmak dersek?

                --Dikili’de kadın olmak, İstanbul’da kadın olmaya oranla daha güvenli. Bu hiç taciz edilmeyeceğiniz anlamına gelmiyor elbet. ‘Keşke’lerim; dışardan gelip buralara yerleşmiş yabancı bir kadın olarak, kendimi yerli halka kabullendirme aşamalarında sömürülme ve dayatmalara karşı verdiğim mücadelede kaldı. ‘İyi ki’lerim ise rahat yazabildiğim bir ortamda olmam. Bahçem, sebzelerim, meyvelerim. Çiçeklerimi koklarken, gün batımını izlerken, deniz kokusunu içime çekerken hep hissediyorum bu iyi kileri. Sivrisinekler hariç…

                -- Dikili küçük bir kasaba, nüfusun yarısı kadın. Kadın Mücadelesinde de oldukça başarılı. Peki! Sizin kadın mücadelesi ve İstanbul Sözleşmesine bakış açınız nedir?

               --Dikili’de kadın mücadelesi çok güçlü. Bunu Işık ve Zümrüt öldürüldüğünde bizzat gördüm. Müthiş bir dayanışma ve mücadele örneği gösterdi kadınlar. Bu tavrın, sadece olağanüstü durumlarda değil; tüm zamanlarda gösterilmesinin gerekliliğine inanıyorum. Kadınların, ‘’Biz’’ demesini öğrendikleri gün, önlerinde hiçbir erk duramayacaktır. Tüm kadınlar; diğerkam, güçlü, fedakâr, vefakâr, mert, cesur ve empati sahibi. Maalesef “Ego’’ denen sorunsal bizlerde de mevcut. Kadınların güneş toplayabilmeleri için egolarını dışarıda bırakmaları şart. Bırakmayanların birlik olması imkânsız. “Senin fikrin. Benim fikrim.’’ çemberinde kalır, Kadın sorunlarından uzaklaşırlar. Gruplaşmalar birlik ve dayanışmayı bozar. Mücadele ancak yeni katılımcılarla büyür. Hepsinin birbirini kucaklaması lazım. Yoksa kadın hareketi yerinde sayar. Deniz diplerindeki ters ve uyumsuz akıntıların, en küçük sarsıntılarda çökecek obruklar oluşturması gibi, kadın mücadelesinde de boşluklar oluşur.

             -- İstanbul Sözleşmesine bağlayalım mı konuyu?

            --Biz kadınlar sözleşmeyi topluma anlatamıyoruz. İstanbul dili ve tavrı ile zor. Bir üniversite hocasının, anasınıfına derse girmesiyle aynı bu. Halkın dilinden konuşmayı becermek lazım. Büyük şehirde kadınlar “Susmuyorum, Korkmuyorum. İtaat etmiyorum!” diye bağırabilir. Bunu bir köyde söylerseniz kadınları ürkütürsünüz. Oradaki kız kardeşimizin gözünde bu marjinal bir davranış biçimi olacaktır.

            --Yetişkin kitaplarınız E-Kitap olarak bizlerle buluştu. Birçok yazarın yadırgayıp uyum sağlayamadığı bu duruma siz nasıl karar verdiniz?

            --Benim için bu, bir tür zorunluluktu. Pandemi nedeniyle işler yavaşladı, hatta birçok yayınevi kapandı. Mahlasım ‘’Nusret’’ çok yeni. Kimse tanımıyor. Yayınevi bulmam iyice zorlaştı. Bir yandan da Mayıs 2020 öncesi kitap çıksın istiyorum. En doğru adım E-Kitaptı. Ayrıca bağımsız bir yazar olma fikri de çok çekici geldi. Teknoloji ile aram iyidir. Çok uğraştım ama başardım. Kitabımın sadece yazarı olmadım. Editörlüğünden redaktörlüğüne, grafikerliğinden yayıncılığına her şeyi ile ben ilgilendim. E-Kitapların avantajları çok. Elde tutmanız şart değil. Yakınlaştırıp uzaklaştırabiliyor ve ışığını gözünüzün ihtiyacına göre ayarlayabiliyorsunuz. Tutucu davranmamak, çağa uyumlanmak lazım. Belki bir süre sonra zaten bütün kitaplar E-Kitap olacak.

             --Yetişkin kitaplarınızdan bahsedebilir miyiz?

             -- “BİZİM KIZLAR’’ Küçük Çamlıca’da bir köşkte yaşanan olaylardan oluşuyor. Ergenlikten yetişkinliğe geçen kızlar… Ve o, bir dönem romanı. “BİSİKLET’’ ise bir öyküler toplamıdır. Sekiz öyküden oluşur. Ana öykü Bisiklet’te bir kadın, bisikletini köprünün ayağına bağlayıp giden yabancı uyruklu bir çocuğu bekler. Çocuk ailesi ile beraber büyük bir deprem geçirmiş ülkeye gitmiştir.

             -- “Korkut’’ ya da “Nusret’’ kendisini erkek yazarlarla eşit hissediyor mu?

             --Bütün diğer mesleklerde olduğu gibi yazma olanakları açısından bir eşitsizlik var tabi. Ev işleri genelde kadınlarındır. Bir yardımcı edinebilecek olanaklara sahipse bu sefer de yardımcının yönlendirilmesi, takibi vardır. Ev içindeki kişisel eşyaların yerinin bilinme sorumluluğu dahi yine kadına aittir. Erkek yazar kimin pantolonun nerede olduğunu bilmek zorunda değildir. Zamandan yana onlar daha şanslı. Margaret Keane, Ressam Frida, Heykeltıraş Camilla, Bilim Kadını Rosalind Franklin ve Mileva Maric’in yaşamlarına bakarsak kadın ve erkek arasındaki eşitsizliği çok daha net görebiliriz. Bu arada size “Kadın Yazar’’ demeyi tercih edenler, erkeklere sadece yazar derler. Bu da ayrıca üzerinde düşünülmesi gereken bir konu.

             --Doğru. Farklılıklardan ve eşitsizliklerden bahsederken kullandığımız bu kalıbı derhal dil dışı bırakmak gerekli. Çocuk Edebiyatına da değinmek isterim. Yükü ağır, sorumluluğu büyük. Son dönem, son derece Ahlak dışı bir dil kullanarak, hakkında soruşturma açılan çocuk yazarlarına dahi şahitlik etti bu ülke. Konu hakkında fikirleriniz nelerdir?

               --Çocuk hayatın temeli. Uzmanlar ilk 6 yılda karakterin temellerinin atıldığını söylerler. Ben bunun daha uzun sürdüğüne inanıyorum Nasıl bir çocukluk yaşadıysan yetişkinliğin de o çocukluktan izler taşıyor. Kötü anılara sahip olan yetişkinler kötümser oluyorlar. Azarlanıp eleştirilmiş olanlar ya içe dönük ya da saldırgan oluyorlar. Sevgiyle büyütülenler, girdikleri ortama sevgi ve ışık saçıyorlar. Sahtelikle büyümüş olanlar sahtelik yayıyorlar. Bahsettiğiniz yazara gelince… Yanlışını görünce kitabını toplatmış. Yazarken fark edememiş, çünkü yazdıkları Ona yanlış gelmemiş Erkek egemen anlayışla bakmış ve yazdıklarını komik bulmuş. Tilkinin tecavüz yolu ile intikam almasını anlatan bu masalı yazma cüretini gösteren kişi, gücünü, erkek egemen toplumun kadına bakışından alır. Şu çok net: bu masal kadınları ve çocukları hiç güldürmedi.

               --Yetişkin kitaplarınıza bakıyorum, “BİSİKLET’’, “BİZİM KIZLAR’’. İçinden mutlaka bir çocuk ya da çocukluk geçen kitaplar. Nedir bu çocuklukla alıp veremediğiniz?

               --Her yetişkinin çocukluğu ile bir alıp veremediği vardır. İlk çocukluğum sonsuz bir güven ve iyi niyet ortamında geçti. Bu yüzden herkesin iyi niyetli olduğunu düşünürüm. Büyürken de kötü niyete çok maruz kalmadım. Dolayısıyla iyi niyetimi ve içimdeki o saf çocuğu bugüne kadar taşıyabildim. Belki bu nedenle de çocuk kitaplarını daha rahat yazabiliyorum. 26 yılım eğitimci olarak çocuklarla geçti. Sınıflarda çocuklar çok, yetişkin bir kişi olur. Çoğunluk azınlığın davranışlarını etkiler. İçimdeki çocuğu hiç kaybetmedim bu yüzden. Keşke kimse kaybetmese. Lakin bu durumun yetişkin kitaplarıma çok yansıdığını da düşünmüyorum. “BİZİM KIZLAR’’da olaylar yetişkinliğe geçerken gerçekleşir. “BİSİKLET” te ise çocukluğu çağrıştıran tek bir cümle bile yok.

               --Çocuk kitapları yazarı olarak kız ve erkek çocukları arasındaki cinsiyet eşitsizliklerinden söz edelim mi? Çocuk Edebiyatına ilgi duyanlara ne söylemek isterdiniz.

                --Çocuk kitaplarımda da yetişkin kitaplarımda da ırkçılık, cinsiyetçilik, düşmanlık, büyüklenme, alaycılık gibi unsurlardan hep uzak durdum. Bu kavramlar hayat felsefemde yoktur. Onca yılın verdiği refleks ile bazen kitaplarımda öğretmenlik yapmaya kalktığım olmuştur. Çocukların ruh sağlığını alt üst etmediği sürece bunda da bir sakınca görmüyorum. Çocuk Edebiyatçılarına tavsiyem olamaz. Onlar ne yapacaklarını bilirler. Yeni başlayanlar içinse önerebileceğim tek şey çok okumaları. Yoksa komik duruma düşebilirler.

               --Çocuklar ve yetişkinler için yazan birinin kız kardeşleri için de söyleyecek bir sözü olmalı.

               --Öncelikle oğullarını cinsiyetçi yetiştirmesinler demek isterim. Kendilerini ve kızlarını kimseye ezdirmesinler. Halkın dilinden uzaklaşmasınlar. Her daim dayanışma içinde olsunlar.

             -- Peki yeni kitap ve yeni projeler olacak mı?

              Yazıya bir kez başladıysanız bundan kurtuluş olamaz. Bazı mesleklerden emekli olunmuyor. Zaman zaman durgunluk dönemi yaşansa da yazmadan durmak imkânsız. Şu sıralar köşe yazıları yazıyorum. Bir ara dergilere çocuk bulmacaları hazırladım. Blog işiyle uğraştım. Hiçbir şey olmasa günlük yazarsınız. Bütün hepsini de severek yaptım. Söyleyecek sözünüz var ve canınız konuşmak istemiyorsa yapabileceğiniz tek şey yazmaktır. Yolda yeni kitaplarım var evet, yayınlanmaları uzun sürebilir. Ömrüm yeterse hepsi de teker teker gün yüzüne çıkacaklar.

               --Gelelim şu gizemli mahlas meselesine Neden yetişkin eserlerinizde ‘’NUSRET’’ soyadı? Özel bir anlamı var mı?

                --“Nusret’’ babamın adı. Bir kız çocuğu için anlamı büyük. Öte yandan amacım, çocuk okurlarımın yetişkin kitaplarına zamanından önce yönelmelerini önlemek. Çocuk kitabı yazmak oldukça hassaslık isteyen bir konu.

                --Hassasiyetinizi ayakta alkışlıyorum. Bu güzel sohbet için de şükranlarımı kabul edin. Peki okuyucularınız, eserlerinize nasıl ulaşabilirler.

                --Kitaplarımın hepsine internet üzerinden ulaşabiliyorsunuz. Yayınevlerinin sitelerinde de satılıyor. E-Kitaplarıma sadece Google Play’den erişilebiliyor. 6yaş üzeri için de bir E-Kitabım mevcut orada. İleride daha da çoğalacaklar.

               Vedalaşmadan önce O üç güzel elmayı bekledim. İki bardak demli çay geldi. Ben her zamanki gibi şekersiz yudumlarken O, üç nane şekeri attı çayına. Çaya üç nane şekeri düştü. Biri bana, biri size, biri de dünyanın bütün çocukları için olsun. Eşitlik Özgürlük ve Barış içinde büyüsünler.

 

  ARZU PEK/SİYASAL BİRİKİM

 







Etiketler :

FACEBOOK YORUM
Yorum

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER GÜNDEM Haberleri

ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
SON YORUMLANANLAR
  • HABERLER
  • VİDEOLAR
HABER ARŞİVİ
HAVA DURUMU
YAZARLAR
resmi ilanlar
GAZETEMİZ

Web sitemize nasıl ulaştınız?


NAMAZ VAKİTLERİ
GÜNLÜK BURÇ
nöbetçi eczaneler
HABER ARA
Bizi Takip Edin :
Facebook Twitter Google Youtube RSS
YUKARI YUKARI