Bugun...


Ali Riza TAHSİNOĞLU


Facebookta Paylaş









EĞİTİMDE EŞİTLİK
Tarih: 02-10-2017 11:48:00 Güncelleme: 02-10-2017 11:48:00


Toplumsal eşitsizlik ortadan kaldırılması güç bir olgudur. Kalıcı ve mutlak bir eşitliğe ulaşmak ise bir ütopya olarak görülebilir. Eşitsizliğin kaçınılmaz olmakla kalmayıp, toplumun kuruluşu ve işleyişi açısından zorunlu olduğu bilinmektedir. Ancak, eşitliği görece artırmaya yönelik bazı pratik önlemler, olanaklı ve ahlaken istenir şeylerdir. İnsanlık tarihi, eşitsizliği azaltmaya ya da tümüyle ortadan kaldırmaya yönelik sayısız girişimlerle doludur. Eşitlik düşüncesi, toplumsal sınıfların yurttaşlık hakları aracılığıyla siyasal katılımı gerçekleştirme yolunda verdikleri etkin ve bilinçli mücadeleden doğmuş ve gelişmiştir.

   

Eşitlik, düşünce tarihi boyunca en çok tartışılan, ancak herkesin üzerinde uzlaşabileceği bir tanımı henüz yapılamayan bir kavramdır. Bu güçlük, tıpkı özgürlük ve adalet gibi, soyut ve anlaşılmaz bir kavram olan eşitliğin biçimi ve içeriğinin farklı dönemlerde, farklı sınıf, grup ya da kişilerce farklı biçimlerde doldurulabilmesinden ileri gelmektedir.  Eşitlik düşüncesi, tarihsel bir olgu olarak uğruna verilen toplumsal ve siyasal mücadelelerle sürekli değişmekte ve gelişmektedir. Başka bir anlatımla, eşitlik düşüncesi, toplumsal ve ekonomik gelişmelere koşut olarak olgunlaşmaktadır. Eşitlik olgusunu kavrayışta ortaya çıkan karmaşa ve güçlük, eğitimsel eşitlik söz konusu olunca daha da artmaktadır. Eğitimin içinde bulunduğu toplumun siyasal, ideolojik, ekonomik, toplumsal ve kültürel yapılarıyla etkileşim içinde olması; eğitimin içerik ve biçiminin bu yapıların tarihsel gelişimine göre değişiklik göstermesi; bu yapıların düzenlenmesine ve gelişmesine eğitimin belli ölçüde yön vermesi gibi etkenler, farklı eğitimsel eşitlik anlayışlarının ortaya çıkmasına neden olmuştur.

 

Eğitimsel eşitlik düşüncesinin doğuşu, genel eşitlik düşüncesine oranla yenidir ve 19. Yüzyıl başlarına rastlar. Üretim etkinliğinin Sanayi Devrimiyle aileden fabrikaya geçmesi, eğitim hizmetinin genel ve kamusal olarak sunulması gereksinimini ortaya çıkarmıştır. Eğitimin devlet eliyle düzenlenmesi ve kamusal kaynaklarla finanse edilmesi eşitlik tartışmalarını gündeme getirmiştir. 19. ve 20. yüzyıl boyunca süregelen bu tartışmaların ana eksenine kısaca değinmek, değerlendirmeleri tarihsel bir perspektife oturtacaktır. Eğitimde eşitlik tartışmalarının evrimi, eğitim girdilerinden; öğretmen niteliği ve niceliği, öğrenme ortamı, ders araç gereçleri, program, finansal kaynaklar, öğrenci grubunun bileşimi, çıktılarına; belge, gelir, statü, yaşam şansı, koşullardan sonuçlara yönelen bir eşitlik anlayışı doğrultusunda gerçekleşmiştir. Başka bir anlatımla,  eğitimden yararlanmada eşitlik düşüncesi yerini zaman içinde eğitimin yararlarında eşitlik anlayışına bırakmıştır. Eğitimsel araştırmalar, eğitim hakkından eşitçe yararlanabilme konusunda belli ölçüde başarı sağlanabilse bile, bunun eğitimsel kazanımları ya da sonuçları eşitlemede yeterli olmadığını ortaya koymuştur.

 

Eğitim, doğayla ve öteki insanlarla olan ilişkilerinde insanı özgürleştirme işlevi bulunan bir praksis olarak değil, insanlar üzerinde egemenlik kurma aracına dönüşür. Eğitim, her şeyden önce doğaya ve insana ilişkin geniş ve derin bir anlayışın kazanılması, daha iyi bir dünya ve yaşanılası bir gelecek uğruna değişimi hedefleyen bir bilinç dönüşümü olarak görülebilir. Özgürlükçü ve eşiklikçi bir eğitim yaklaşımında bireyler arasındaki yetenek ve beceri farklılıkları, bir ayrıcalık, bir üstünlük konusu olmaktan çok, toplumun ortak zenginlik kaynağı olarak tanımlanır. Bu yeteneklerin ürünlerinden herkesin eşitçe yararlanması amaçlanır. Yeteneklerin kendiliğinden değeri yoktur. Her yetenek, toplumsal olarak yaratılmış belli bir değere sahiptir. Başka bir anlatımla, yetenek ve beceriler işte açığa çıkarlar ve içkin standartlara göre tanımlanamazlar.

 

Bu nedenle kişisel özerklik, kendini tanıma, kendi kendine sahip olma, kendini gerçekleştirme, özyönetim ve denetim, kişiliğin çok yönlü gelişmesi gibi kavramlar ve emeği yücelten, alışmayı kutsayan değerler, özgürlükçü eğitim teorilerinin önemle ve ısrarla üzerinde durdukları ortak temalar olmuştur. Buna karşılık özgürlükçü bir yaklaşımda, eğitimin yapı, süreç ve işlevleri, bireyi içselleştirilmiş otoriteden ve ideolojik tahakkümden kurtaracak, çok yönlü ve özerk gelişmesini sağlayacak, kendi yazgısını belirleyebilecek yeterliklerle donatacak biçimde düzenlenir. Kısacası, eğitime insani bir varoluş, bir özgürleşim sorunu olarak yaklaşıldığında, eğitimde eşitlik konusu da, yasa önünde eşitlik biçimindeki kısır anlamının ötesine taşarak daha geniş açılımlar kazanmaktadır. Eğitimde eşitlik sorunu, toplumsal kaynakların kimden ne kadar ve nasıl alınacağı ve nerelere ne kadar kullanılacağı ile ilgili sınırlı bir tartışma olmaktan çıkar. Eşitlikçi ve özgürlükçü bir eğitim anlayışında toplumsal kaynaklara kimin ne kadar ve ne olmak için gereksinim duyduğu sorularına da yanıt aranır.

 

Marksist teoride bütün insanlar praksisle tanımlanır, yani bütün insanlar bilme yetisine sahip oldukları gibi, aynı zamanda bilinçli ve etkin öznelerdir de. Praksis, dünyayı yalnızca anlama değil onu dönüştürmeyi de hedefleyen felsefi düşünce ile eylemin birliğini ifade eder. Bireyler, bilinç ile pratik arasındaki karşılıklı ilişki eksikliği nedeniyle insani özelliklerini yitirirler. Bireyin insanileşmesi ve özgürleşmesi, kendi seçimlerini yapabilmesine, kendi yazgısını belirleyebilmesine bağlıdır. Bu ise, kişinin, bilincini ve ideolojisini belirleyen toplumsal güçlerin ve maddi koşulların bilgisine sahip olmasını gerektirir. Bu güçlerin bilincine varan kişi kendisinin ve toplumun değişmesine katkıda bulunabilir. Böyle bir anlayış iradecilik olarak yorumlanamaz.  Burada, yalnızca, düşünce ve eylem arasındaki ayrımın yapaylığına; öğrenme toplumsal eyleme bağlanabilirse bu ayrımın aşılabileceğine vurgu yapılmaktadır. Bireyin yaşam koşullarıyla örtüşen, onun yaşam sürecine doğrudan bağlanan öğrenme anlamlı ve geçerlidir. Eğitim anlayışı, eylem, bilgi ve bilinci bir arada geliştiren, bilgiyi doğrudan toplumsal sorunlara bağlayan ve bu sorunların çözümüne yönelten öğretim ilke ve yöntemlerine dayanmaktadır.

 

Eğitimin konusunu insan ve insanlık yaşamının oluşu olarak görülmektedir. İnsanı yaratan bir etkinlik olarak ele aldığı işi, var olan toplumsal düzene uyum sağlama ilkesi olarak değil, tersine bu düzeni dönüştürecek bir ilke olarak değerlendirmektedir. Eğitimin amacını sorun çözme ile sınırlandırır; her şey uyum içindeyken, yani sorun yaratmıyorken hiç bir şeye dokunulmaması ve sorgulanmaması gerektiğini öne sürer. Doğa ve toplumu kapsayacak biçimde geniş anlamda kullandığı çevre kavramı, insan yaşamının temelidir.

 

Kalıcı ve mutlak eşitliğin sağlanmasının olanaksız olduğu kabul edilse de, toplumsal eşitsizliklere karşı savaşım, tarihsel koşulların belirlediği çerçeve içinde belli biçimlerde hep süregelmiştir. Eğitimdeki eşitsizlikleri azaltmaya çabalamak, eşitsizliklere karşı direnmek, eşitliğe ulaşmak kadar kaçınılmaz görünüyor. Enformasyon toplumu olarak kavramlaştırılan olgunun bir ideolojik çarpıtma, bir mit olmaktan çıkabilmesi ve insanlığın önünde yeni bir tarihsel aşamayı simgeleyebilmesi, eğitimin ve bilimin herkes için ulaşılabilir ve yararlanılabilir olmasına bağlıdır. Oysa eğitimde özelleştirme süreci, bilimsel bilginin piyasa güçlerinin tekelinde tutulmasına, eğitimin belirli kesimlerin ayrıcalığı olarak kalmasına hizmet etmektedir. Bu nedenle eğitimdeki eşitsizliklere karşı savaşım vermek, günümüzde özelleştirmeye ve ticarileştirmeye karşı verilen savaşımla özdeşleşmiş ve her zamankinden daha yaşamsal bir önem kazanmıştır. İçinde yaşadığımız politik ve ekonomik konjonktür, tarihsel eşitlik savaşımında bugüne değin elde edilen eğitim, sağlık gibi toplumsal hakların yitirilmemesinin bile başarı olarak kabul edilebileceği koşulları dayatıyor.



Bu yazı 489 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

ÇOK OKUNAN HABERLER
YAZARLAR
SON YORUMLANANLAR
FOTO GALERİ
  • Komik
    Komik
  • Bebişler
    Bebişler
  • Yurdum İnsanı
    Yurdum İnsanı
  • Fantastik
    Fantastik
  • ATATÜRK
    ATATÜRK
  1. Komik
  2. Bebişler
  3. Yurdum İnsanı
  4. Fantastik
  5. ATATÜRK
FOTO GALERİ
VİDEO GALERİ
  • KARSLILAR EDİRNE VALİSİNİ İSTİFAYA DAVET ETTİ.
    KARSLILAR EDİRNE VALİSİNİ İSTİFAYA DAVET ETTİ.
  • İSİAD DÜNYANIN EN BÜYÜK SANAYİ SİTESİNİ KURUYOR
    İSİAD DÜNYANIN EN BÜYÜK SANAYİ SİTESİNİ KURUYOR
  • IĞDIR İL KÜLTÜR MÜDÜRÜ OSMAN AYYILDIZ
    resim yok
  • DÜNYA KARAPAPAK TÜRKLERİ KURULTAYI
    DÜNYA KARAPAPAK TÜRKLERİ KURULTAYI
  • BİZ KARAPAPAK TÜRKLERİYİZ
    BİZ KARAPAPAK TÜRKLERİYİZ
  • DÜNYA KARAPAPAK TÜRKLERİ azerbaycan
    DÜNYA KARAPAPAK TÜRKLERİ azerbaycan
  1. KARSLILAR EDİRNE VALİSİNİ İSTİFAYA DAVET ETTİ.
  2. İSİAD DÜNYANIN EN BÜYÜK SANAYİ SİTESİNİ KURUYOR
  3. IĞDIR İL KÜLTÜR MÜDÜRÜ OSMAN AYYILDIZ
  4. DÜNYA KARAPAPAK TÜRKLERİ KURULTAYI
  5. BİZ KARAPAPAK TÜRKLERİYİZ
  6. DÜNYA KARAPAPAK TÜRKLERİ azerbaycan
VİDEO GALERİ
YUKARI