Bugun...


Ali Riza TAHSİNOĞLU


Facebookta Paylaş









TOPLUMSAL BİR KURUM OLARAK AİLENİN İŞLEVLERİ
Tarih: 01-07-2017 00:28:00 Güncelleme: 01-07-2017 00:28:00


Bu çalışmada konu ile ilgili sosyoloji edebiyatı taranmış, bu konuda araştırma yapan bilim adamlarının görüşleri incelenmiş ve ortaya çıkan araştırma verileri esas alınarak yapısal fonksiyonel bir yaklaşımla da daha önce tespit edildiği gibi ailenin işlevleri açıklanacaktır. Bu makalenin amacı, toplumsal bir kurum olarak ailenin işlevlerini sosyolojik bir bakış açısıyla belirlemek, toplumdaki önemini vurgulamaktır. Aile toplumsal örgütlenmenin ve toplumsal kurumlaşmanın temel işlevsel bir öğesi ve çekirdeğidir. Birçok toplumsal kurum gibi aile de insanlık tarihi boyunca önemli değişiklikler geçirmiş işlevlerinde farklılaşmalar olmuş, ancak hiçbir toplumda yerini, önemini ve değerini yitirmemiştir.

 

Aile toplumun temel taşı ve çekirdeğidir. Aile insanlıkla birlikte var olan toplumsal bir kurumdur. Yapısında, tipinde, boyutlarında ve işlevlerinde önemli değişimler olmuştur. Geniş aile küçülmüş çekirdek aileye dönüşmüştür. Kısaca ailenin, insan neslinin korunması ve devamını sağlama gibi temel niteliklerini hiçbir dönemde ve toplumda kaybetmediği, bugünde artan bir önemle bu işlevlerini devam ettirdiği görülmektedir. İşlev; bir kültür öğesinin toplumsal yapının uyumlu isleyişine yaptığı katkı veya bir yapının gerçekleştirebileceği ve onu başka yapılardan ayırt etme olanağı veren eylem türü ya da türleridir.  

 

Ailenin toplumsal işlevlerini sosyologlar farklı şekilde ele almışlardır. Bazıları konuya bütüncül yaklaşıp, temel konularda birleşirken, bazılarının olaya faklı yaklaştığı görülmektedir. “Aile biyolojik olarak evlenme ve çocuk sahibi olma, onları yetiştirme sosyalleştirmek suretiyle kendine has tabiatı ve tarzları bulunan bir sosyal gruptur.”  Bazı araştırmacılar, sosyal hayatın ana şekillerinden biri olarak kabul ettikleri aileyi, “Sosyal birlik, sosyal bir grup, bir sosyal örgüt, topluluk, sosyal bir kurum ve daha ileri giderek sosyal bir yapı olarak” değerlendirmişlerdir.  “Üretim, sosyal statüler ve görevler yükleme, sosyal kontrol, çocukların biyolojik duygusal yönden korunması ve yetiştirilmesi işlevi”, “Üretim, toplumsallaştırma, eğitim, ekonomik, politik ve dini işlevler; kültürel ve boş zamanları değerlendirme işlevi” şeklinde ifade edilmektedir.

 

Ailenin işlevleri; neslin devamını sağlamak, ekonomik gereksinmeleri karşılamak, statü sağlamak, çocuklara eğitim vermek, dini bilgi ve inançlarını kazandırmak, boş zamanı değerlendirecek etkinlikler gerçekleştirmek, aile üyelerinin birbirini kollamaları, karşılıklı sevgi ortamı meydana getirme ve cinsel doyumu sağlamak için meşru ortam oluşturma gibi işlevlerdir. Aile, beslenme, barınma, korunma, sağlıklı yasama gibi bireysel; eğitme, yetiştirme ve haklara sahip kılma, gibi kişisel; manevi duygu ve düşüncelerle donatma gibi insani ihtiyaçları karşılayan sosyo –ekonomik bir kurumdur. Aile kendi bireyleri için toplumun yerine getirmediği önemli görevleri üslenmektedir. Zaman içinde toplumdaki yapılarda değişmeler görülse de ailenin temel işlevleri hiç değişmemiştir.

 

Bireylerin birbirlerine olan ihtiyaçları ailede kişiliklerin birbirini tamamlaması ile belli bir anlam kazanır. Ailenin neslin devamını sağlayan işlevi insanın yeryüzünde var olması ile başlamış, insanlık var oldukça da devam edecektir. Aile, eslerin cinsel gereksinimlerini meşru yoldan karşılayan, nüfusun artısını ve neslin devamını sağlayan biyolojik özelliği olan bir kurumdur. Diğer bir ifade ile aile, toplumun işlevsel bir öğesi olarak insanın üremesi ve çoğalmasına yani biyolojik işlevin yerine getirilmesine nikâh sözleşmesi ile sosyal ve yasal açıdan meşru bir zemin hazırlamaktadır. Her toplumda düzen oluşturan, sosyal denetimi sağlayan değerler ve normlar vardır. Toplumda nikâhsız çiftlerin bir arada yasaması kültürel değer ve normlarla uyuşmamaktadır. Aile, nikâh akdi ile cinsel ihtiyaçları karşılamakta, çiftlerin birlikteliğini meşrulaştırmaktadır. Meşruluk, bireylerin içinde yaşadıkları toplumun yaşa, din, ahlak, değer ve normlarıyla uyumlu bir yaşam sürdürmesi ile sağlanır.  Aile, toplumda nüfusun kaynağını oluşturması, kuşakların sürekliliğini ve neslin devamını sağlaması açısından temel sosyal bir kurumdur.

 

Çocukların biyolojik bakımdan olduğu gibi, psikolojik bakımdan da korunması ve yetiştirilmesi, sevgi, saygı ve sığınma gibi psikolojik gereksinimlerinin doyurulması ailenin temel işlevlerindendir. Çocuk doğduğunda korumasız, aciz, bakıma muhtaç haldedir. Bu dönemde onun en temel fizyolojik ihtiyaçlarını aile karsılar. Bunun yanı sıra çocuğun, üzülme, ağlama, öfkelenme, sevinme, oynama, şımarma, nazlanma, sığınma, sevgi, saygı gibi psikolojik ihtiyaçları da vardır. Bu ihtiyaçları en iyi karşılayan ailede anne şefkatidir. Aile, çocuğun bu psikolojik ihtiyaçları için sıcak bir yuva oluşturur ve onu insanlığa yararlı sosyal bir şahsiyet olarak hazırlar. Çocuğu acımasız doğal, fiziksel ve sosyal çevrenin etkilerinden koruyan ona yaşanabilir bir sevgi ortamı hazırlayan sıcak bir yuva oluşturan ailedir.

 

Aile toplumda, sevgi ve güvenliğin doğal kaynağıdır Çocuk küçük yastan itibaren sevgi ve şefkate muhtaçtır. Bu ihtiyacın karşılıksız en iyi doyurulduğu yer ailedir. Ailenin diğer işlevlerini toplumsal değişim etkilemiş ancak doğal olduğu için sevgi işlevi değişmemiştir.  Aile bireyler arasında karşılıklı sevgi ortamı meydana getirir. Karı koca çocuklar bir vücudun parçaları gibi sevgi ile birbirlerine bağlanırlar. Sevgi çocuğun en önemli manevi gıdasıdır. Özellikle anne şefkati aile sıcaklığının kıvılcımını oluşturur. Çocuk karşılıklı oluşturulan bu sevgi bahçesinde bir çiçek gibi serpilip gelişir. Sevgi duymak, şefkat görmek, çocuğun ihtiyaçları arasında en önde gelenidir. Sevgi, çocuğun sadece beslenme, barınma, giyim gibi fizyolojik ihtiyaçlarının karşılanması değildir. Sevgi; bu gibi maddi ihtiyaçları gidermenin daha ötesinde manevi ve duygusal bir doyum sağlamadır. Sevgi; çocuğun, gözünün içine bakmak, tebessüm etmek, dinlemek, birlikte olmak, paylaşmak, dokunmak, onunla oyun oynamak, şakalaşmak, ilgilenmektir.  Sevgi hoş görüdür. Sevgi ile çocuk sağlıklı bir kişilik geliştirir.

 

Öz saygı çocuğun kendine güvenmesidir. Yüksek öz saygıya sahip çocuk, kendinin değerli olduğuna inanır, çevresiyle barışık, öğrenme, sevme, yaratma yeteneği gelişmiş, başarılı ve mutlu bir kişidir. Aile verdiği eğitimle çocuğun öz saygısının ilk temellerini oluşturur. Toplumun temelini aile oluşturmaktadır.  Birey toplum içinde bir statü ve role sahip olmasına rağmen gerçek kişiliğini ancak diğer bireylerle sosyal iliksiler kurarak oluşturur. Bireye bu ortamı en iyi aile sağlar.  Çocuğu eğitmenin yolu ona önce güven ortamı sağlamadan geçer. Aile bireyin sevildiği, sayıldığı, beğenildiği, sosyal güvenliğinin sağlandığı yerdir. Kendini güven içinde hissetme nasıl eğiticinin sevgisini kazanmakla gerçekleşiyorsa, güven içinde bulunan da başkalarını sevme davranışında bulunur.  Birbirine karşılıklı sevgi ve güven duyan bireylerin oluşturduğu en etkin grup ailedir. O halde çocuğu eğitmek için aile, çok önemli güvenli bir limandır.

 

İnsan, bireysel nitelik bakımından biyolojik varlık olarak dünyaya gelmekte, içinde yasadığı toplumun değer ve normlarını benimseyip, öğrenerek, hayat süreci içinde bir sosyal varlık haline dönüşmektedir. Çocuğun kişiliğinin gelişmesi ailede baslar. Toplumsal değer ve normlar orada öğrenilir. Aile, bilinçli ya da bilinçsiz ilk beş yılda cinsel rolleri, tuvalet eğitimi, küçükleri sevme, büyüklere saygı duyma gibi birçok temel hayat bilgisini çocuğa öğretir. Bu dönem, çocuğun ilk toplumsallaşma dönemidir. Toplumsallaştırma çocuğu dolaysız olarak etkileyen bir süreçtir.  Çocuğun, sosyal benini veya sosyal-kültürel şahsiyetini kazandığı, toplumdaki diğer bireylerle etkileşim içine girerek, topluma hazırlandığı, bireyin bir sosyal gruba katıldığı, topluma kazandırılarak uyum sağladığı, toplumun değer ve normlarını öğrenerek, kendisine düsen rolleri yerine getirecek bilgi, beceri ve alışkanlıkları kazanıp toplumsallaştığı birincil grup ailedir.

 

İnsanların en önemli ihtiyaçlarından birisi de “mensup olma” ya da “ait olma” duygusunu tatmin etmedir. Bu duygunun en güzel yaşandığı ve doyurulduğu yer ailedir. Özellikle aşırı bireyselleşmenin yaygınlaştığı çağımızda bu daha da önem kazanmıştır. Sıcak bir yuvada bir arada yasam sürmekten hem anne- baba hem de çocuk büyük zevk alır, doyum sağlar. Bu yuva geçmişte ve gelecekte de ailedir.  Aile bireye doğuştan bir statü sağladığı gibi hayat yarısı içinde de üyelerine statü ve saygınlık kazandırır. Ailenin sosyal ve kültürel yapısı, ekonomik ve eğitim durumu, üyesi olan bireyin statüsünü etkiler. Eğitim, nesiller arası kültür aktarımı ve toplumsallaşma ile toplumun yapısını korur, devamlılığını sağlar. Toplumda varlığın, birliğin, dengenin ve uyumun sürdürülmesinde toplumsal denetim, etkin rol oynar, kişisel farklılıkları iletişimde benzer kılar, ortak yasamı kolaylaştırır. Değerler, bireylerin amaç, tercih, tutum ve davranışlarını belirleyen ölçütlerdir. Milli, dini, ahlaki, değerler bireyi etkiler. Değerler normlar yoluyla etkinlik kazanır, normların yaptırım gücü vardır. Sözgelimi yolda yürüyemeyen bir yaşlıya yardım eden takdir edilir, aynı yaşlıya kaba davranan saygısızlık eden ayıplanır.

 

Demokratik toplumlarda ailede bireye verilen değer artmıştır. Aile bireyin doğal ve toplumsal çevresini tanıyıp, yararlanmasını ve kendini yetiştirmesini sağlar. Aile verdiği temel eğitimle bireyi, zihinsel, bedensel ve duygusal yönden geliştirir. Bireyin ihtiyaçlarına uygun bir zemin hazırlar, bireye bilgi, beceri, davranış ve tutum kazandırır. Birey ailede aldığı eğitimle topluma yararlı hale gelir, mesleğe yönlendirilir, statü kazanır, gelir elde eder ve kendini gerçekleştirir. İnsan kendine özgü olan bilgi, deneyim ve dili ile yani konuşma ve yazma becerisiyle kültür birikimini yeni nesle aktarır. Böylece kültür aktarımının en önemli araçları, bilgi, deneyim ve dil olmaktadır. Çocuğun kültürlendiği, hayat deneyimini kazandığı, ana dilini öğrendiği, ilk temel bilgileri edindiği yer ailedir. Aile çocuğuna, itikat, ibadet, ahlak ve muamelat gibi dini bilgileri kazandırmak, hayat için zaruri olan temel bilgileri öğretmekle sorumlu hissetmektedir. Tüketimde bireyin tavrı tasarruf ve israf seklinde ortaya çıkmaktadır. Birey üretim ve tüketimin gerektirdiği ön bilgi ve beceriyi ailede kazanmaktadır. Ailenin görevi burada bireyi tanıyarak onun yetişmesi için gerekli imkânları sunmak, desteği sağlamak ve rehberlik yapmaktır.

 



Bu yazı 606 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
YAZARLAR
SON YORUMLANANLAR
FOTO GALERİ
  • Komik
    Komik
  • Bebişler
    Bebişler
  • Yurdum İnsanı
    Yurdum İnsanı
  • Fantastik
    Fantastik
  • ATATÜRK
    ATATÜRK
  1. Komik
  2. Bebişler
  3. Yurdum İnsanı
  4. Fantastik
  5. ATATÜRK
FOTO GALERİ
VİDEO GALERİ
  • Başak gayrimenkul
    Başak gayrimenkul
  • Ben ANADOLUYUM
    Ben ANADOLUYUM
  • DÜNYA KARAPAPAK TÜRKLERİ KURULTAYI
    DÜNYA KARAPAPAK TÜRKLERİ KURULTAYI
  • BİZ KARAPAPAK TÜRKLERİYİZ
    BİZ KARAPAPAK TÜRKLERİYİZ
  • DÜNYA KARAPAPAK TÜRKLERİ azerbaycan
    DÜNYA KARAPAPAK TÜRKLERİ azerbaycan
  • Gökyüzünde bir Türk
    Gökyüzünde bir Türk
  1. Başak gayrimenkul
  2. Ben ANADOLUYUM
  3. DÜNYA KARAPAPAK TÜRKLERİ KURULTAYI
  4. BİZ KARAPAPAK TÜRKLERİYİZ
  5. DÜNYA KARAPAPAK TÜRKLERİ azerbaycan
  6. Gökyüzünde bir Türk
VİDEO GALERİ
YUKARI