Bugun...


Av. Erkan KARAGÖZ - Tarihçi


Facebookta Paylaş









Ermeni Soykırımı Mı?
Tarih: 16-06-2016 10:08:00 Güncelleme: 16-06-2016 10:08:00


Bu konuyu yıllar önce birkaç kez kaleme almıştım.

Son günlerin  temel  konusu, Alman parlamentosunda da  bu konunun ele alınması ve “soykırım” olduğunun  tescillenmesi üzerine,  bir sıra  tartışma olunca, ben de   yeniden  kimi  hatırlatmaları yapmak istedim.

Hani bir mesel vardır ya, “ benim oğlum bina okur; döner döner  yine okur.” O hesap  herkes  bildiğini okuyor,  bildiğini tekrarlamaktan vazgeçmiyor.

Bu Türkiye’de de böyle, Avrupa’ da da. Türkiye’nin aydını, okumuşu bu konuda basmakalıp  fikirleri tekrarlamaktan  başka bir şey yapmayınca, batı ülkelerinin  aydınlarına, siyasetçilerine diyecek  bir şeyimiz kalmıyor.

Son yıllarda bizim entelektüalizm sosuna batırılmış okumuşlarımız arasında olmayan tarih bilgileriyle süslenmiş;  çoğu zaman da buna gerek duyulmadan apriori “ kafadan “ doğru olarak kabul edilen kanaatlerle oldukça ciddi konularda iddialı yazılar yazılmaya başlandı.

Bunların en önemlisi hiç kuşku yok ki “1915 Ermeni soykırımı.”

1915 de Anadolu sivil Ermeni halkının başına gelenlerle ilgili görüşler bunlar.

Ha söyledikleri, yazdıkları 1915 tehciri’yle ilgili, sınırlı kalsa; onun nedenleri ve sonuçları üzerine olsa yine gam değil. Daha genel boyutta ve daha iddialı laflar ediliyor.

Bunların nedeni yanılgı’ya düşmekle ilgilidir.

Bir kere içine düştükleri en büyük yanılgı,  1915 tehcirini Ermeni sorunu olarak eşitlemek.

Ermeni sorunu eşittir 1915 tehciri.

İkinci büyük yanılgı yine bir eşitlemeden kaynaklanıyor. 1915 Osmanlı devletiyle günümüz Türkiye Cumhuriyeti devletini eşitlemek; halkıyla,  yönetim biçimiyle,  siyasal misyonlarıyla… yani Türkiye cumhuriyeti halkı, eşittir Osmanlı devleti halkı, Türkiye cumhuriyeti devlet erki, eşittir Osmanlı devlet erki.

Bu yanılgılar bütünü doğru olan söylediklerini de bir hiç derekesine indirgiyor.

Aslında Ermeni sorununu herkesin körün fili tarif ettiği gibi tarif etmesi işi bulanıklaştırıyor.

Bu tarif çarpıklığının yaşanmışlığa bakıştaki eksiklikten ya da yanlılıktan kaynaklandığını düşünüyorum.

Ermeni sorununa “resmi” çevrelerin bakış açısı bellidir. Bu bakış açısı çok kabaca, “Biz yapmadık, ya da  “onlar da bizi kesti.” dir.

Sağ cenahın bakış açısı da bunun benzeridir; “asıl onlar bizi katletti, kesti’dir.

Sol’a;  daha genel tanımlamayla muhalif söylem sahiplerine göre ise, “kabul etmeliyiz ki biz onları yok ettik; soykırıma uğrattık, özür dilemek erdemdir, dileyelim bitsin.” biçimindedir.

Elbette bu görüşler arasında daha farklı  “ara” yaklaşımlara sahip anlayışlar da var.

Ama şunu söylemek gerekiyor ki “resmi” tarih gözlüğüyle bakanların,  devlet yanlılarının karşısında saf duran sözüm ona muhalif anlayış kendisine başka bir “resmi” tarih tezini kılavuz olarak almaktadır.  Özellikle de Liberal tayfası içerisinde bu anlayış oldukça yaygındır. Kabul etmek gerekir ki “sol” anlayıştaki pek çok insan da Türkiye Cumhuriyeti nin özür dilemesi gerektiğini, Osmanlı devletinin bilinçli bir soykırım politikası izlediğini düşünmektedirler.

İşin aslına bakarsanız her alanda olduğu gibi bu alanda da ciddi ve kapsamlı bir araştırma yoktur. Doğrusu bağımsız tarihçiler bile bu yaşanmışlığa nasıl bakılabileceği konusunda ciddi kafa yormaktan uzaktırlar. Genellikle Batı’nın  “resmi” tarih anlayışını bizim “resmi” tarihimizin alternatifi ve doğrusu kabul etmeyi bilimsellik olarak almaktadırlar.

Bu anlayış sahiplerinden biri de Ahmet Altan.

   Sayın Ahmet Altan 6.Eylül tarihli Taraf’ta  iddialı bir yazı yazmış.

Aynı şeyi Ali Bayramoğlu 24 NİSAN 2008 günü Yeni Şafak gazetesinde yapmıştı. Her iki yazara da yönelttiğim sorulara bir yanıt alamadım.

Bu nedenle onlara özel yazdıklarımı sizlerle de paylaşmak istedim. Ancak eskisi gibi sayın yazarların neler söylediklerini uzun uzadıya buraya aktarıp öyle yanıtlamaya gerek yok. Yazıların bütününü bilgisayar ortamında bulmak mümkün. Ben işin esaslı noktalarına değinmek istiyorum.

 Okurlarım beni bağışlasın ama her iki köşe ideologunun düşünceleri iddialı ama iddialı olduğu kadar da desteksiz yazılar.

Olayı somutlamak için son aylarda yazılmış her iki yazıyı ele alarak incelemenin daha doğru olduğunu düşünüyorum. Hem bu şekilde konunun daha anlaşılır olacağına inanmaktayım.

Ancak bu yazının sonunda söyleyeceklerimi baştan yazayım; sözüm her iki sayın yazara da: Bilmiyorsanız lütfen araştırın, öyle yazın; ya da yazmayın, bırakın işin kolaycılığını. Bırakın Batı’nın size kanıksattığı kendi  “resmi” tarihini bizim “resmi” tarihimizin alternatifi ve doğrusu kabul etmeyi.

Bir başka şeyi daha yapmayın: Topyekûncu yaklaşımla ne bir avuç eli kanlı İttihatçı yöneticinin yaptıklarını “Türk”lere mal edin;  ne de Anadolu’daki kırımda yaşamını yitiren insanlarla Güneybatı Kafkasya’da estirilen terörün baş aktörleri olan Taşnaksutyun karşı- devrimcilerini “Ermeni” diye eşitleyin.

Bu anlayış dünyaya ve olaylara siyah -beyaz bakan anlayıştır.  Bu anlayış bizimkiler –ötekiler ayrımını yapan anlayıştır ve çok tehlikelidir.

   İlk yazının sahibi Ali Bayramoğlu.(Yeni Şafak 24 nisan 2008 )

Sayın yazar yazısında 24 Nisan 1915 de olan bitenleri eleştiriyor, kınıyor.

Elbette 1915 de olanların savunulur, haklı gösterilir bir yanı yoktur. Ne var ki o da bir kısım aydınların yaptığını yapıyor; Ermeni sorunu dendiğinde sadece Türkiye’de; Osmanlı topraklarında Ermeni aydınlara karşı başlatılan ve arkasından bir halkın felaketine dönüşen olayları biliyor ve kabul ediyor. Lafı kısa bir süre önce İstanbul’da bu konuya ilişkin bir toplantıya getirerek iddialı bir söz söylüyor: (yeni şafak 25 Nisan 2008)

“24 Nisan İstanbul toplantısı işte bu bilince ve bu demokratik yüze işaret etmiştir…

Korkmayın, utanmayın, kırılmayın ve kızmayın…

Gerçekler gerçektir…

1915 bu toprakların, bu topraklarda yaşamış olanların ve yaşayanların ortak meselesidir...

Unutmak bile önce bilmeyi gerektirir…”

Bildikçe arınırsınız, bildikçe kimliğini yeniden ve sağlam temeller üzerinde kurarsınız…”

 Sayın yazarın son söylediğinden başlayayım: Bildikçe arınırsınız, bildikçe kimliğini yeniden ve sağlam temeller üzerine kurarsınız “ diyor. Katılıyorum ama bence önce yazarın kendisi bu doğruyla barışık değil.

O daha Ermeni sorunu salt Osmanlı yöneticilerinin Ermeni aydınlarına ve halkına yaptıklarından ibaret olduğunu sanıyor.

Daha da vahimi, 1915 bu toprakların bu topraklarda yaşamış olanların ve yaşayanların ortak meselesidir …” diyerek, bu gün bu topraklarda yaşayan insanların önemli bir kısmının 1915 olaylarının yaşandığı dönemdeki Osmanlı’nın sınırları içerisinde olmadığını bilmeden laf ediyor.

 Söyler misiniz Nisan 1915 olayları Kars- Ardahan- Sürmeli Çukuru’nda yaşayan ve o dönemde Rusya’nın tebaasında olan insanların nasıl meselesi oluyor ki?

Bu gün Türkiye cumhuriyeti yurttaşları olarak 1921 den sonra bu topraklara katılan bir coğrafyanın insanlarına, korkmayın utanmayın kırılmayın, demenin mantığı ne ki?

    Tarihsel adıyla Güney- batı Kafkasya'da; bu günkü Kars -Ardahan -Iğdır topraklarında yaşayan insanların 1915’le ilgisi nedir ki; “1915 bu topraklarda yaşamış olanların ve yaşayanların ortak meselesidir”, denilebiliyor? Bir Karslının, bir Ardahanlının, Iğdırlının bu işte dahli nedir?  Ya da o insanların yönetimi altında bulundukları siyasal iktidarların; Rus yönetiminin – Şura yönetiminin veya Cenub-i garbi Kafkas cumhuriyeti yönetiminin bir dahli var mıdır? (x )

Varsa kabul.

Var, deyin ve yazın. Sonra da bu topraklarda yaşayanların utanmasına, korkmasına kırılmasına… Gerek yok deyin.

Diğer yazarımız Ahmet Altan. O da 6.Eylül tarihli Taraf’ta bu konuda aslında yüzeysel ama dokunaklı şeyler yazmış.

İnsancıl sözlerine, Anadolu topraklarında olan bitene ilişkin yazdıklarına bir diyeceğim yok. Ne var ki boyunu aşan tarihi ve dünü bilmeyen şeyler yazmakta hayli iddialı.

Bakın neler diyor:

 “Sakın “onlar da bizi öldürdü” demeyin.

Bunu söylemek gerçekten ayıp.

Rus sınırındaki Ermeni çetecilerle Bursa’daki Ermeni kadının, Adana’daki yaşlı adamın, Sivas’taki bebeğin ne ilgisi var...

Ermeni olmaktan başka?...

Rus sınırında Müslüman Türkleri öldüren Ermeni çeteciler vardı ve öldürdüler.

Onlar da vahşiydi.

Ama Malatya’daki, Bursa’daki, Sivas’taki, Maraş’taki, Adana’daki kadınların, bebeklerin, erkeklerin, ihtiyarların ne alakası var Rus sınırındaki çetecilerle?”(koyulaştırılmış yerler bana ait) 

Ama  “bunu söylemek gerçekten ayıp!”Hem de kocaman bir ayıp bu.

Sadece sayın Ahmet ALTAN’ın değil, Türkiyeli bütün aydınların ayıbı belki de.

Sayın Altan’ın,  “Rus sınırı” diye genelleyip -yuvarladığı yerler bu günün Türkiye Cumhuriyeti toprakları içinde yer alan, Erzincan’dan başlayan Erzurum’a değin devam eden işgal edilmiş topraklarla;  o dönemde iki milyonu aşkın insanın yaşadığı ve Rusya’ya bağlı olan Kars- Ardahan –Iğdır- Sürmeli Çukuru’ yani tarihsel adıyla Güneybatı Kafkasya’nın topraklarıdır. Sınır değil;  tersine Osmanlı ülkesinin sınırının ötesidir.

Yazısında bir takım sorular soruyor sayın yazar:

“Hiç yanınızda karınızın ırzına geçtiler mi?

Hiç kocanızı göğsünden vurup öldürdüler mi gözünüzün önünde?

Bir gece evinizde oturup ailenizle yemek yerken sizi sırf Türksünüz diye yerlerde sürükleyerek götürdüler mi?” diye.

Eğer Karslı, Iğdırlı, Erzurumlu,  Ardahanlı bir ailenin bireyiyseniz buna ne yazık ki “evet” derdiniz sayın Altan.

            İnanmıyorsanız alın Nihat Behram’ın bir anı- roman olan  “Miras”ını okuyun. Başka bir şey demiyorum.

            Haklı ve doğru bir soru sormuşsunuz; “Sizin anneannenizi, babaannenizi, annenizi, babanızı öldürselerdi, bunu haykırmak istemez miydiniz?

Kendinizi onlara borçlu hissetmez miydiniz?”  diye.

Bu satırların yazarının annesinin büyük babası ve ninesinin Taşnaksutyun faşistlerince öldürülmüş olduğunu ayrıntı sayar mısınız bilmem.

             Elbette siz kendi adınıza O dönemlerde Osmanlı’nın başkentinde oturan, tepkisiz kalan, karşı çıkmayan, İstanbullu Ermeniler dahil; Osmanlı aydınlarını ve bu arada dedelerinizi düşünerek,  “O eski günlerin anısına gözleriniz yaşararak  “affedin” diye mırıldanabilirsiniz...”  Hatta ve hatta bunu yapmalısınız da.

            Ahmet Altan’ın yazısında ilginç ve kocaman bir yanlış daha var. Yazısının sonuna doğru şöyle diyor Sayın Ahmet Altan; Ermenistan-Türkiye maçı için Ermenistan’a yapılacak yolculuğu kastederek “Ve şimdi “onların” ülkesine gidiyoruz.”

            Adama gülerler. Bütün onca yazdıklarınızı bir hiç derekesine indirir bu yazdığınız. İyice okuyun, sonra yazın. 1915 yıllarında yaşamını yitirenlerin ülkesi bu günkü Ermenistan değildir. Onlar bizimle aynı topraklarda yaşayan, vatanı ortak olan insanlardı.

Gelelim Ermeni Sorunu’na. Eğer salt 1915 den değil de genel bir Ermeni sorunundan söz ediyorsak o zaman işin bir başka boyutu ortaya çıkar.  Çünkü Ermeni sorunu iki yanıyla ele alınması gerekli bir sorundur.

Ermeni sorunu dendiğinde 1915 olayları kadar, 1917 Ekim devriminden sonra korumasız kalan, kendi kendini savunmakta güçlük çeken güney-batı Kafkasya halkının bu yıllardan başlayıp 1921 lere değin yaşadığı trajediden de söz edilmesi gerekir. Ama elbette önce bu sorunun iki yanının olduğunu bilmek gerekiyor. Kabul etmekten değil; bilmekten söz ediyorum.

   Ermeni sorunu iki yönlü bir sorundur.

1915 Ermeni tehciri ve 1918 sonrası Güneybatı Kafkasya dramı.

Genellikle bu sorun bir bütün olarak ele alınmadığı gibi 1915 dramı’na soykırım nitelemesi yapanlar, 1918 sonrası olayları konusunda pek bir şey söylememektedirler.

Bunun tam tersi de doğrudur. Yani 1918 sonrası için düşünce açıklayanlar, 1915 konusunda ya tam inkârı seçiyor ya da konuşmamayı yeğliyorlar

 Çoğunlukla aydınlarımız hep 1915 dramına yönelik düşünmüş ve düşünce beyan etmişlerdir. Muhalif aydınların bu salt Osmanlıya yönelik eleştirel bakışı batıdan gelen etkilenimlerle açıklanabilir niteliktedir. Doğu’da olan bitene ilişkin ise doğru dürüst bir bilgilenimleri yoktur.

            1918 den sonraki olaylar içinse çoğunlukla sağ’da duranlar, daha muhafazakâr olanlar konuşmuşlardır.

Sağ’da duran muhafazakârların derdi bir insanlık dramına dikkat çekmekten çok, 1915 i öne çıkartan söylemlere karşı “ama onlar da bizimkileri katlettiler” diyebilmektir.

            1915 yılları 1. Dünya savaşı yıllarıdır. Bu dönemde yaşananları savaşın acımasız yüzüyle açıklamak belki mümkündür; ancak 1917 sonrasında; özellikle siyasal-silahlı bir gerici gücün Taşnaksutyun’un başlattığı bilinçli kırım,  savaş-sonrası bir olgudur savaş kavramıyla açıklanamayacak ve bilinçli, siyasal boyutuyla da soykırım olarak adlandırılabilecek bir olaydır.

  Ermeni sorununda 1915’ i öne çıkartarak Türkiye Cumhuriyeti’nin özür dilemesini isteyenler bu sorunu tüm boyutlarıyla ele alıp irdeledikten sonra bu değerlendirmeyi yeniden yapmak durumundadırlar.

Bu gün kimilerince özür dilemesi istenen, beklenen Türkiye cumhuriyeti devleti, o dönemde Osmanlı tebaasından olmayan,1915 döneminde Osmanlı topraklarında yaşamayan önemli sayıda yurttaşın da devletidir. Bu yurttaşları da bağlayacak bir özür nasıl dilenebilir?

Kaldı ki 1915 yılı olaylarında hiçbir biçimde katkısı ve dahli olmadığı halde 1915’ in intikamına soyunmuş ölüm alaylarına kurban vermiş bir toplumun; diğer bir deyişle 1915’in rövanşını almak isteyenlerin 1916 dan itibaren başlayan  ve 1918–20 yılları arasında tırmanan  bir terörle katlettikleri insanların yakınlarının acıları gün gibi ortada dururken onlar adına kimin özür dilemeye hakkı vardır?

            Elbette Ermeni sorununu bu yönüyle de olsa göremeyenler, işin aslını bilmeyenler için bu önemli değildir.

Son söz: Sınırlı tarih bilgisiyle yazı yazılmaz.

19.10.2008                                                                                       

 (x)Canım Kars’ta Ardahan’da, Iğdır’da ne olmuşsa olmuş; zaten orada kaç kişi yaşıyordu ki demeyin; 1918 Kasım -Aralık Cenub-i Garbi Cumhuriyet parlamentosu seçimleri sırasında iki milyonu aşkın kadın ve erkek seçmeni olan bir topraktan söz ediyoruz.

Av. Erkan KARAGÖZ

Aratırmacı Tarihçi Yazar  0532 223 19 50



Bu yazı 1091 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
YAZARLAR
SON YORUMLANANLAR
FOTO GALERİ
  • Komik
    Komik
  • Bebişler
    Bebişler
  • Yurdum İnsanı
    Yurdum İnsanı
  • Fantastik
    Fantastik
  • ATATÜRK
    ATATÜRK
  1. Komik
  2. Bebişler
  3. Yurdum İnsanı
  4. Fantastik
  5. ATATÜRK
FOTO GALERİ
VİDEO GALERİ
  • Başak gayrimenkul
    Başak gayrimenkul
  • Ben ANADOLUYUM
    Ben ANADOLUYUM
  • DÜNYA KARAPAPAK TÜRKLERİ KURULTAYI
    DÜNYA KARAPAPAK TÜRKLERİ KURULTAYI
  • BİZ KARAPAPAK TÜRKLERİYİZ
    BİZ KARAPAPAK TÜRKLERİYİZ
  • DÜNYA KARAPAPAK TÜRKLERİ azerbaycan
    DÜNYA KARAPAPAK TÜRKLERİ azerbaycan
  • Gökyüzünde bir Türk
    Gökyüzünde bir Türk
  1. Başak gayrimenkul
  2. Ben ANADOLUYUM
  3. DÜNYA KARAPAPAK TÜRKLERİ KURULTAYI
  4. BİZ KARAPAPAK TÜRKLERİYİZ
  5. DÜNYA KARAPAPAK TÜRKLERİ azerbaycan
  6. Gökyüzünde bir Türk
VİDEO GALERİ
YUKARI