Bugun...


AYŞE HAZAL BEYTAŞ

facebook-paylas
HAKİMİYETİ MİLLİYE’DEN TEK ADAMLIĞA /Ayşe Hazal Beytaş
Tarih: 23-04-2021 12:37:00 Güncelleme: 23-04-2021 12:37:00


 
 
2010 Haziran başlarında Rahşan Ecevit’in öncülüğünde kurmuş olduğumuz DSHP’yi  kapatma konusu görüşülüyordu. İlk toplantıda Rahşan Ecevit’in sağında oturuyor, toplantının hem moderatörlüğünü hem de raportörlüğünü yürütüyordum. O gün Rahşan Ecevit kapatma gerekçesini şöyle açıklamıştı: “1923’ün gerisine götürülme tehlikesi ile karşı karşıyayız. Siyasi heveslerimizi bir tarafa bırakıp solda güç birliği yapmalıyız.”
 
Türk siyasetinin önde gelen kadın siyasetçisi o günkü siyasi dönemi bir tehlike olarak görüyor, bizleri uyarıyordu (Ancak verilen desteğin heba edildiğine dair kaygılarını sonraki sohbetlerimizde çokça dile getirmişti ki; o ayrı bir yazı konusu olur.).
 
Gazi Meclis’in 101. yıl dönümünü idrak ettiğimiz bugün hem iktidar hem muhalefet açısından bakıldığında Rahşan Ecevit’in kaygılarında haklı olduğunu somut olarak görmekteyiz.
 
Ceylan derili turuncu koltuklarda oturup Cumhuriyet dönemine “parantez arası” gibi hayasızca ifadelerle saldıranlar da bilir ki; sefasını sürdükleri bu koltukların tarihi dedelerimizin cefasını çektiği İstiklal Savaşı’nda döktükleri kanlarıyla yazılmıştır. 
 
Avrupa’nın “hasta adam” diye nitelediği Osmanlı devleti  1. dünya savaşından ağır bir yenilgi ile çıkmış,  İmparatorluğun Arap eyaletleri Müttefiklerin eline  geçmiş, 30 Ekim 1918 İmzalanan  Mondros Bırakışması  sonucu ile bu kuvvetler   Anadolu’yu da işgale başlamış, ulaşım ve iletişim kanallarına el konulmuş, polis, jandarma, üzerinde sıkı bir denetim kurulmuş, bu işgalci güçler orduyu terhis ettirmek  ve silahları teslim almak için Osmanlı Hükümeti ile tam bir uyum içinde mütareke kararlarını uygulamaya başlamışlardır. 
 
15 Mayıs 1919’da İzmir’in kanlı bir şekilde işgal edilmesi artık bardağı taşıran son damla olmuştu. Yunan işgali halkta infial yaratmış, İstanbul’da ve Anadolu’da bu işgal çeşitli yürüyüş ve eylemlerle kınanmış, bu işgali durdurmak için yurdun birçok yerinde kurtuluş cepheleri kurulmuş mücadele ateşi yakılmıştı.
 
Anadolu başını kaldırmaya, ayağa kalkmaya, mücadele etmeye  hazırdı; ancak bir önder gerekiyordu. İşte o önder 19 Mayıs 1919’da Samsun’a ayak basacak ardından Amasya’ya geçerek diyecekti ki :
 
1 Vatanın bütünlüğü, milletin geleceği tehlikededir. 
2 Merkezi hükümet üstendiği mesuliyetin gereğini yerine getirememektedir. Bu durum milletimizi yok saymaktadır.
3 Milletin geleceğini yine milletin azim ve kararı kurtaracaktır.
 
Mustafa Kemal Paşa kurtuluş çareleri aramak için her türlü müdahale ve etkiden uzak mili bir kurul oluşturmak bu kurul ile “Kuva-yi Milliye’yi amil,  İredeyi Milliye’yi hakim” kılmak  niyetindedir.  
 
Erzurum ve Sivas Kongre’lerinde alınan kurtuluş kararlarını uygulamaya sokmak için Sivas’tan  Ankara’ya geçilmiş,  “Hakimiyet Kayıtsız Şartsız Milletindir” vurgusu  ile Ankara’da 23 Nisan 1920 de ilk meclis açılmıştır. 
 
Bu meclis, ki Gazi unvanını almıştır çünkü girdiği kurtuluş mücadelesini muzafferane yürütmüş ve zaferle taçlandırmıştır, ama işi orada bırakmamış; Saltanatı kaldırmış, Lozan’ı kanla imzalamış, Türkiye Cumhuriyeti’ni kurmuştur. Bu büyük devrimin ilk ve en mühim sonucu olarak öncesinde reaya olan, teba olan halk kulluktan vatandaşlığa geçmiştir.
 
1920 den bugüne baktığımızda; eşitlik, özgürlük, tam bağımsızlık, ulusal egemenlik ve demokrasi  yönünde  ileri demokrasi adı altında ilerlemeyi bırakalım tam yüz yıl geriye 
götürüldüğümüzü somut olarak görüyoruz.
 
Yokluklar içinde içerde ve dışarıda yedi düvele kafa tutan devrim liderlerimizin kurduğu ve kuruluş gerekçesi hakimiyeti milliye  olan meclis artık başkanlık rejimi  ile  tek adamın kararlarını  onaylayan bir notere dönüşmüş, böylelikle  milletin egemenliğinin özü olma niteliğini kaybederek dünün sembolik bir kalıntısı olmuştur. 
 
Hakimiyeti kayıtsız şartsız millete bırakan ve milleti devletten üstün gören cumhuriyet anlayışı terk edilmiş, hakimiyeti tek adama bırakan ve muktediri devletten, devleti de halktan üstün gören  bir anlayış benimsenmiştir. 
 
Özellikle,  pandemi konusunda bilimin, aklın rafa kaldırıldığı;  halk temsilcilerinin devre dışı bırakılarak gece yarıları, tek adamın uygun  bulduğu kararnamelerle  uyandığımız  bu günlerde, çok yazık ki TBMM’ni  kuran halkın önemli bir bölümü;  şair Hayali’nin  değimiyle “o mahiler ki derya içredir lakin deryayı bilmezler” mısrasını doğrular şekilde sağır ve dilsiz, bir bölümü de olan bitene çeşitli nedenlerle (baskı, korku, gözaltı vb.) sadece izleyici kalmaktadır. Çıkarılan sesler de çok cılız kaldığı için duyulmamaktadır. 
 
Bizi bu kaostan çıkaracak olan yegane çözüm Mustafa Kemal Atatürk ve yoldaşlarının verdiği kurtuluş mücadelesinin kodlarını bilmek, anlamak ve yeniden uygulamak olacaktır.
 
Artık marjinalleştirildiği ve COVİD 19 Salgınının en yoğun anına denk geldiği için  2. kez evlerimize hapis ve buruk olarak kutladığımız 23 Nisan ulusal Egemenlik ve Çocuk  Bayramımızı içtenlikle kutluyor ve bu büyük günü unutmamalıyız ve unutturmamalıyız diyerek bütün çocuklarımızı sevgiyle selamlıyorum.


Bu yazı 1285 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
SON YORUMLANANLAR
  • HABERLER
  • VİDEOLAR
HABER ARŞİVİ
YAZARLAR
GAZETEMİZ

Web sitemize nasıl ulaştınız?


nöbetçi eczaneler
HABER ARA
Bizi Takip Edin :
Facebook Twitter Google Youtube RSS
YUKARI