Bugun...


AYŞE HAZAL BEYTAŞ

facebook-paylas
“ARTIK BÜYÜK TAARRUZ’DAN SÖZ ETMEK ZAMANI GELDİ”
Tarih: 29-08-2021 21:46:00 Güncelleme: 30-08-2021 08:07:00


“Her evresiyle düşünülmüş, hazırlanmış, yönetilmiş ve zaferle sonuçlanmış olan bu hareket, Türk ordusunun, Türk subay ve komuta heyetinin, yüksek güç ve kahramanlığını tarihte bir daha belirleyen çok büyük bir eserdir. 
Bu eser, Türk ulusunun özgürlük ve bağımsızlık düşüncesinin ölümsüz anıtıdır. Bu eseri yaratan bir ulusun çocuğu, bir ordunun başkomutanı olduğum için sonsuza kadar mutlu ve bahtiyarım.”
Böyle anlatıyor Büyük Nutuk’unda, Büyük Taarruzu Mustafa Kemal Atatürk. O teslimiyete olan reddini henüz Mondros Mütarekesi imzalandığında Suriye’de Yıldırım Orduları Komutanı iken vermişti. Sonradan Sevr’de imzalanacak olan ateşkes koşullarını asla kabul etmiyordu. Tek bir emeli vardı; Anadolu’ya geçip halkı örgütlemek. Bu niyeti İstanbul Hükümeti tarafından öğrenildiğinde, Yıldırım Orduları kaldırılmış ve komutanı İstanbul’a çağrılmıştır. Ancak o kurtuluşa olan inancından hiç vaz geçmedi. Anadolu’ya geçti. Halkın iradesini 600 yıl tahakküm altında tutan, işgalci güçlerle işbirliği yapan hanedana karşı direnerek, “Kuvva-i Milliye’yi amil, İrade-i Milliye’yi hakim kılmak” için, kongreler yapıp, TBMM kurmuş ve kurtuluş mücadelesini başlatmıştı. 
Cephede, İsmet Paşa’nın komuta ettiği 1. ve 2. İnönü zaferlerinin ardından, Kütahya Eskişehir Savaşlarının yengi ile sonuçlanmaması sonucu Kütahya ve Eskişehir düşmüş, Ordularımız Sakarya nehrinin doğusuna çekilmiştir. Hem mecliste, hem de tüm ülkede yeis ve umutsuzluk oluşmuştur. Ancak bu karamsarlığın bir çözümü vardı. Bitlis'te, Muş'ta, Diyarbakır’da, Çanakkale Savaşı’nda, Arıburnu'nda, Anafartalar’da ve daha birçok cephede savaşmış ve Anadolu’da adı efsane gibi dolaşan, bir muzaffer komutan, ordunun başına geçerse bu yazgı değişebilirdi. Elbet bu kişi Mustafa Kemal’den başkası olamazdı.
TBMM’nin 4 Ağustos 1921'de yapılan kapalı oturumunda Mustafa Kemal'e Başkomutanlık görevi verildi. Bu görevlendirme Ulusal Kurtuluş Savaşımızın yazgısını değiştirmiş ve Sakarya Meydan Muharebesi zaferle sonuçlanmıştır. Fransızlarla imzalanan Ankara Antlaşması ile Türkiye'nin Güneyde Irak'a kadar olan sınırları güvence altına alınmıştır. Fransızlar ve İtalyanlar yurttan çekilmiştir. 
Ancak Mustafa Kemal için kesin kurtuluş düşmanın ülkeden tümden kovulması ve tam bağımsızlıkla sağlanabilirdi. Son ve etkili bir hamle kaçınılmazdı. Nutuk’ta söylediği gibi; “Artık büyük Taarruz’dan söz etmek zamanı geldi (gelmişti)”.
İsmet Paşa ve Fevzi Paşa tarafından gözden geçirilen plan uygulamaya konmuş ve Büyük Taarruz 26 Ağustos 1922’de saat 4.30’da başlamıştır. Başkomutan Mustafa Kemal Paşa Kocatepe’de ordularının başındadır. Başkomutanın doğrudan yönettiği bu savaş sonucunda işgal güçleri bozguna uğratılmış ve Yunan Ordusunun komutanı esir alınmıştır. 
Zafer sonrasında Mustafa Kemal Paşa "Ordular ilk hedefiniz Akdeniz'dir" buyruğunu vermiş ve bu süreçte ateşkes önerisinde bulunan anlaşık devletlere "9 Eylül 1922'de Nif'te (İzmir/Kemalpaşa) görüşürüz" cevabıyla kararlılığını bildirmiştir.
30 Ağustos 1922 herhangi bir tarih değildir. Antiemperyalist mücadelenin zaferle taçlandırıldığı kutlu bir günün adıdır. Bugünün anlamı sadece ulusumuz için değil tüm mazlum milletler için büyüktür. Bu zaferle artık milletimiz adına konuşacak tek merciin TBMM olduğu kesinleşmiştir.
İstanbul’un fethinin ve Anadolu’yu yurt edinmenin tarihlerini anlı şanlı kutlayan anlayış, 30 Ağustos’ta başarılan zafer olmasaydı bugün neyi kutlayacaktı? Özgürlük onun uğruna savaşmayı göze alanların hakkıdır. 30 Ağustos hiç hak etmedikleri halde, kurtuluş savaşına karşı çıkan, başta hanedan olmak üzere tüm gerici isyanlara katılanların da, mandacıların da özgürlüğünü sağlayan yolu açmıştır. Oysa bugün, bunların çocukları, torunları; değil 30 Ağustos’un kutlanmasına, anmasına bile tahammül edemiyorlar.
Kaldı ki, bunların övündüğü geçmişimiz, ceddimiz dedikleri insanların kazanımlarına da saygıları yok. Yabancılar, bunlar sayesinde ordularıyla giremedikleri ülkemize paralarıyla giriyorlar. “Kupon arsa” avcısı bu arsaları Arap krallarına, emirlerine, prens ve prenseslerine peşkeş çekiyor. Kanal İstanbul’un her iki yanı şimdiden yapancılara satılmış durumda. Ülkemizin en nadide yerlerinde mal mülk toprak sahibi olan yabancıların sayısı her geçen gün arttıkça artıyor. 
Ulu hakan Fatih’in fermanıdır: “Ormanımdan yaş kesenin başın keserim!”. Oysa  bugün cumhuriyetin bütün nimetlerini yandaşa  akıtan   iktidarın yanıp tutuşmasına   seyirci kaldığı  ormanlarımız  diğer yandan maden arama ruhsatı verilen yabancı şirketler ve yerli ortakları tarafından delik deşik ediliyor. 2b yasaları ve imar aflarıyla kanunsuz yapılaşma ormanın içine ilerliyor. Sit alanları otel ve benzeri yatırımlar için neredeyse sıfır bedelle kiralanıyor. Devlet sebepsiz zenginleşmenin de fakirleşmenin de aracı haline getiriliyor. Ne kadar yandaş varsa emeksiz bir şekilde zenginliklere konuyorlar. Kanunsuzluk vatanımız dediğimiz, ormanımızın, deremizin elimizden gitmesine neden oluyor.
Bir yanda yabancı uzmanları, askerleri getirip kendi toplarını döktüren Osmanlı Padişahları, diğer yanda kendi tank fabrikasını bedavaya Katar’a veren zihniyet.
Komik gerekçelerle, milli bayramlarımızın kutlanmasının yasaklanması tam ters yönde bir sonuç yaratarak, bu tarihi zaferlerle anılan günlerimizin gerçek ruhunun, halkımız tarafından daha da benimsenmesine ve daha coşkuyla karşılanmasına neden oluyor. 
Mustafa Kemal ve yoldaşları Osmanlı Hanedanı’ndan kasası tam takır olmayan, kurulu tıkır tıkır işleyen düzenli ve bağımsız bir ülkeyi sandıkta almadılar. İşgal edilmiş ve yöneticileri işgalcilerle işbirliği yapmış, orduları dağıtılmış, halkı katliama, kadınları tecavüze uğramış, açlıkla yoksullukla baş etmeye çalışan, iktisaden tükenmiş, borç-harç içinde, tarihten silinmekte olan ülkenin vatan topraklarını, cephede vuruşarak aldılar. Kurtuluşu sağladıktan sonra, kuruluşu sağladılar. Cumhuriyeti kurmadan, iktisat kongrelerini yaptılar. Harabeye dönen yurdun yeniden imarı için arayışlara girdiler. Ardından eğitim, kültür, dil, tarih ve sosyal alanlarda devrimler gerçekleştirdiler. 
Ey gafil!, Öz vatanı sana geri alanlara bu ihanet neden? Kazanımlarına karşı durduğun, tarihi süreçlerini birbirine düşman etmeye çalıştığın, Ulusal Kurtuluş Mücadelesini unutturup, sadece, onun çok gerisindeki kazanımlarla övündüğün, yetti artık! Kaldı ki, senin çok övündüğün imparatorluk zaferleriyle elde edilen kazanımların en büyüğü olan İstanbul, sizin ruh ikiziniz olan Osmanlı Padişahı tarafından işgalcilere terk edilmişti. Onu geri alan Mustafa Kemal’dir. Bu nedenle Mustafa Kemal Atatürk ile Fatih Sultan Mehmet bir arada anılabilir ama sizlerin kulluk ettiğiniz kişiler o resme giremezler. 
Ceddimizin başarılarına uygun başarılar elde eden bir başka lider, Atatürk ve İnönü’den sonra CHP’nin 3. Genel Başkanı olan Ecevit’tir. 20 Temmuz 1974 Barış harekâtıyla emperyalizme kafa tutarak Kıbrıs’a barış getirmiş, soydaşlarımızın katledilmesini bitiren KKTC’nin kurulmasına giden süreci gerçekleştirmiştir. Harekât sonrasında Yunanistan’daki faşist cunta düşmüş ve Yunanistan çok partili parlamenter sisteme geçmiştir.   Harekatın yıldönümünde adını bile anmadınız. 
Şimdi soruyoruz, siz ne yaptınız da ceddimizi yâd etmiş oldunuz?
Ayasofya’yı mı ibadete açtınız. Hadi canım sende. Görende zannedecek ki düşman bir kuvvet yenilerek bu yapıldı. 18 yıldır iktidarda olan ve normal parlamenter sistemi değiştirebilecek güçteki AKP hükümeti, Ayasofya’yı ibadete açarak büyük bir zafer kazanmış!
Ayasofya iki büyük tarihsel olayla ibadete açılmış oldu; İlki Fatih’in İstanbul’u zapt etmesiyle, ikinci olarak Mustafa Kemal’in İstanbul’u işgal kuvvetlerinden kurtarmasıyla.
Cumhuriyet  aydınlanması ile tanışmış bu halk, karanlığa teslim olur mu hiç? “Derya dediğin uyur, uyur, uyanır” Bu halk bin yıllık kültürüyle bir deryadır. Bu “derya” demokratik Cumhuriyet’ine er geç sahip çıkacaktır. Yeter ki onu doğru yönlendirebilecek kanaat önderleri olsun. 
Uyan Türkiye’m, halkın demokrasi silahıyla, artık büyük taarruza geçme zamanı gelmiştir. AKP iktidarını, tıpkı Haziran 2019’da İstanbul’da olduğu gibi, sandıkta alt ederek; kurtuluş ve kuruluş mücadelesinin tüm kahramanlarına olan tarihi borç er-geç ödenecektir.
30 Ağustos sadece anmak ve kutlamak için değil bütün mazlum milletlerin kurtuluşu için klavuz olması açısından bu gün de çok önemlidir. Kutlu olsun!

Ayşe Hazal Beytaş



Bu yazı 465 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
SON YORUMLANANLAR
  • HABERLER
  • VİDEOLAR
HABER ARŞİVİ
YAZARLAR
GAZETEMİZ

Web sitemize nasıl ulaştınız?


nöbetçi eczaneler
HABER ARA
Bizi Takip Edin :
Facebook Twitter Google Youtube RSS
YUKARI