Bugun...


AYŞE HAZAL BEYTAŞ

facebook-paylas
DİL TARİH KÜLTÜR ve ULUS / Ayşe Hazal Beytaş
Tarih: 27-09-2020 13:01:00 Güncelleme: 27-09-2020 13:01:00


Kültür tarih boyunca bir kavram olarak değişimlere uğramış ve zaman içinde değiştiği gibi, toplumdan topluma da farklılıklar göstermiştir.  Kültür iki ana bileşene sahip; dil ve tarih. Dili ve tarihi olmayanın kültürü de olmaz. Ancak her şey gibi bu kategoriler de sabit değil, sürekli olarak devinip, değişiyorlar. Mustafa kemal Atatürk, Osmanlı İmparatorluğu’ndan modern Türkiye Cumhuriyeti’ne gidilen süreçte kültür üzerinde bir temel oluşturulamadığı takdirde bu dönüşümün başarıyla gerçekleşmeyeceğinden emindi. 
Osmanlı devletinin toplum yapısı kültürel çeşitliliğe dayanıyordu. Osmanlı coğrafyasında yaşayan toplumlar çok çeşitliydi ve onların farklı gelenek görenek ve tarihleri çerçevesinde farklı kültürleri vardı. Ama bu farklı kültürler bir senteze varmış değillerdi ve kültürel yapı kozmopolit idi. Bu da bir kültürel karmaşa yaratmaktaydı.
Osmanlı devletinin yerine gelen Türkiye Cumhuriyet’i böyle bir miras devralmıştı. Sevinçte ve tasada bütünleşmiş bir ulus yaratabilmek bu karmaşanın üstesinden gelmeyi gerektiriyordu. Siyasi birlik ve bir devlet bütünlüğü olmazsa yurttaş ta olmazdı. Modern toplumun bireyi kültürel bir varlık ise, çeşitli kültürlerin bir arada olduğu durumda bu bir senteze varamamışsa duygu ve düşünce temelinde bir yurttaş yaratmak güçtü. 
İmparatorluktan ulus devlete geçişin temel noktalarından biri de ulus devletin bireyini tanımlamaktı. Osmanlı devleti Avrupa’nın 300 yıl gerisinde kalmıştı, sonuçta Avrupa’da sanayi devrimi o coğrafyada ki farklı kültürleri bir potada eriterek Avrupa insanını yaratmıştı. Tarih laboratuvarı Avrupa halklarının deneyimlerini sentezleyerek Avrupa kültürünü oluşturmuştu.
 O yüzden, Atatürk Avrupa’nın ordularıyla savaş halinde iken bile kültürüyle barışıktı. Yüzyılların tarihsel süreçlerinin hazırladığı bir sentez ortada duruyordu. O günün Avrupa hayranlarından farklı olarak ki bu kendi öz değerlerinin küçümsenmesine varan bir tapınmaya dönüşebiliyordu, Atatürk bu kültürü örnek alırken özümüzü yani milli duygularımızı ve kimliğimizi korumayı esas almıştır. 
Burada zaman zaman iç içe geçen biri diğeriyle karıştırılan iki kavram kültür ve medeniyettir. Çağdaş medeniyetler seviyesine nasıl çıkabiliriz diye sorarsak-ki bu Atatürk’ün ulus olarak önümüze koyduğu hedeftir- buna verilebilecek en iyi cevap insanımızı çağdaş kültürle buluşturmak olacaktır. Bu sözden de anlaşılacağı gibi medeniyet çağdaşlığın maddesi kültür ise ruhu olarak ortaya konuyor. Medeniyet ve kültür birbirlerinin yerini alan değil tamamlayan kavramlardır. Bir medeniyete dayanmayan kültür olamayacağı gibi kültürü olmayan bir medeniyette olmaz. 
Tarihin yönü inişlere ve çıkışlara rağmen ilerleme doğrultusundadır. O yüzden Atatürk’ün önündeki seçim belliydi, çağdaş medeniyeti ve kültürü hedef alacaktı ancak bunu yaparken taklitten uzak duracak ve kendi toplumunun öz benliğini koruyacaktı. Bu öz benlik çağdaş olan medeniyet ve kültürü bizim tarihsel mirasımızla sentezlemekle korunmuş olacaktı.
Osmanlı’nın  kaybetiği sadece toprak değildi, her kopuşta Osmanlı nüfusu ve nüfuzu da azalıyordu. Bu kopuşlardan sonra elde Anadolu ve Trakya halkı kalmıştı. Ancak Osmanlı’nın kozmopolit yapısı nedeniyle halk bir ulus devlet olmaya uygun dil ve tarih birliği göstermiyordu. Osmanlı devletinin yerini bir ulus devletin alması yaşaması için zorunluydu. O yüzden Türkiye Cumhuriyeti bir seçenek değil tarihsel bir zorunluluktu. Osmanlı tabası en çok Anadolu’da ihmal edilmişti. Anadolu halkı 600 yıl öncesinden farksız bir şekilde tarlasını sürüyor, geleneklerini yaşıyordu. 
İşte bu atmosferi soluyan Mustafa Kemal düşmanları kovmakla işin bitmeyeceğini, ondan sonraki savaşın bir kültür savaşı olacağını çok iyi biliyordu. Mustafa Kemal kültürü saraya çıkartmayacak halka indirecekti. Kültürel birlik sağlamadan ulusal birliğin sağlanamayacağını biliyordu. 
Kurtuluş savaşı bitmiş, Türk milleti ulus olmasını sağlayan en önemli şeyi yani vatan topraklarını düşmanlardan temizlemeyi başarmıştı. Artık ülkenin mamur hale getirilmesi uluslaşma süreciyle birlikte yürüyecekti. Çağdaş medeniyeti yakalamak için çağdaş kültürü yakalamak şarttı.  
Kültürel birliğin sağlanması ise dilden ayrı düşünülemezdi, Osmanlıca Arapça, Farsça ve Türkçe karışımı bir dildi. Arap harfleriyle yazıldığı için öğrenilmesi zordu o yüzden halkın dili olamıyordu. Kültürel çeşitlilikte olduğu gibi dillerde de çeşitlilik vardı ve Osmanlı halkları arasındaki iletişim de bu yüzden problemliydi. Bu yüzden Latin alfabesine geçme meselesi daha İmparatorluk zamanında bile gündemdeydi. Atatürk 1 Kasım 1928 Günü Büyük Millet Meclisinde açılış konuşmasında “Büyük Türk Milleti Cehaletten az emekle ancak bu yolla kurtulabilir” diyerek Latin harflerini işaret etmişti. Atatürk milli duygularla dil arasındaki bağa işaret ederek ve Türk dilinin milli duyguların gelişmesinde çok etkili olabilecek zengin bir dil olduğunu söylemiştir 
Harf devriminden sonra yabancı sözcükler Türkçeden ayıklanmaya başlamış, sözlükler, tarama sözlükleri ve dil kılavuzları hazırlanmıştır.  Uygulanan politikalarla okuma yazma çok kolaylaşmış ve toplumdaki okur yazarlık hızla artmaya başlamıştır. Yapılan çalışmalar sonucunda 1937- 1938 öğretim yılında yeni terimler kullanılmaya başlanmıştır. Atatürk dil çalışmalarına çok önem vermiş bu arada Türk dilinin en eski ve zengin dillerden olduğunu görüp, bu konulardaki çalışmaların sistemli hale gelmesinin temelini atmıştır. Soyadı kanunu ise dil devrimi doğrultusunda atılan diğer bir adımdır.
Milletleri millet yapan kültür, dil kadar tarihe de dayanıyordu. Ortak dili olan bir milletin bir de ortak tarihi vardır. Atatürk çocukluk yıllarını geçirdiği Selanik’te daha çocukken Yunan halkının eski Yunan medeniyeti ve tarihi konusunda ne kadar gururlandığını görmüştü. Atatürk 1923’ten sonra çocukluğundan beri aklında olan Türk kültür kaynaklarını ortaya çıkartmaya çalıştı. Bu kaynakları ortaya çıkarmak doğal olarak Türk tarihini gün ışığına çıkarmaktan geçiyordu. Türk halkı kendi tarihini öğrenerek Türklük bilincini geliştirecekti. Atatürk bu çalışmaların sistemli olması için Türkiyat Enstitüsünü kurdu. Enstitü 12 Kasım 1924’te kurulmuş ve amaç maddesi “Türklüğe ait çalışmalar yapmak ve bu çalışmaları yapan diğer ülkelerdeki benzer kurumlarla ilişkiler kurmak” olarak belirtilmiştir. 
Türk tarihi yeni bir anlayışla ele alınacak, müfredata sokulacaktı. Böylelikle çocuklar küçük yaşta kendi tarihlerin bilincine varacaklardı. Bu yüzden bu süreçte dünyaya gelen çocukların isimleri değişmeye başladı. Çocuklara Mete, Teoman, Cengiz, Oğuz, Timur, Attila gibi isimler verilmeye başlandı. O yılların ilkokul çocukları Türklerin kurduğu devletleri, onların krallarını ve o Türk topluluklarının toplumsal yaşamlarını öğrendiler. Eski Türk toplumlarında kadına verilen önemi, alınan karaların kurultaylarda demokratik olarak alındığını bu yeni müfredata göre basılmış tarih kitaplarından öğrendiler.
“Güneş Dil Teorisi” ve“Türk Tarih Tezi” de dahil olmak üzere Atatürk çok kapsamlı bir çabaya öncülük etti, çok sesli müzikten, tiyatroya ve güzel sanatların hemen hemen bütün dallarına varan bir değişimi çok kısa sürede toplumsal hayatımıza soktu.  Batıda  Rönesans ve reform hareketleriyle başlayan ve 300 yıla  sığdırılan modernleşme  Atatürk’ün öncülüğünde  geleneksel bir toplum üzerinde çok kısa bir sürede gerçekleştirildi. Ancak bu yüzlerce  yıldır alışkanlıklarını muhafaza eden Türk toplumda  doğal olarak gerilim ve tepkiler de yarattı. Bu tepkiler devrimlerin istenen hızda yürümesini engellemiştir.
Görülmüştür Atatürk’ün bütün çabası Türk Ulus’unun gerçek anlamda var olabilmesi için onun kültürel temellerinin çok yönlü çalışmalarla ve kurumsal bir biçimde oluşturulması olmuştur. Kendi kişisel servetini Türkiye Cumhuriyeti var oldukça bu çalışmaları yürütecek olan Türk Tarih Kurumu ve Türk Dil Kurumu’na bırakmıştır.



Bu yazı 514 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
SON YORUMLANANLAR
  • HABERLER
  • VİDEOLAR
HABER ARŞİVİ
HAVA DURUMU
YAZARLAR
resmi ilanlar
GAZETEMİZ

Web sitemize nasıl ulaştınız?


NAMAZ VAKİTLERİ
GÜNLÜK BURÇ
nöbetçi eczaneler
HABER ARA
Bizi Takip Edin :
Facebook Twitter Google Youtube RSS
YUKARI