1xbet giriş
Bugun...


AYŞE HAZAL BEYTAŞ

facebook-paylas
ÖLÜMÜNÜN 14. YILINDA BÜLENT ECEVİT’İ SAYGIYLA ANIYORUZ/ Ayşe Hazal Beytaş
Tarih: 05-11-2020 13:04:00 Güncelleme: 05-11-2020 13:04:00



Ona karşı hiç azalmayan sevgimiz ve yaşamına ve mücadelesine duyduğumuz saygımız ve bağlılığımız devam ediyor. Gönül isterdi ki onun takipçisi olan bizler onun bize bıraktığı emanetlere sahip çıkabilmiş olsaydık. Ne yazık ki, milletçe de sahip çıkamadık ve ülkemiz bir ülkeyi saygın yapan bütün değerlerde çok gerilere düştü. 
Ecevit bir gazeteciydi ama bugün onlarca gazeteci tutsak. Ecevit bir edebiyat adamıydı, şairdi; bugün söz tutsak. Ecevit halkına acı da olsa sadece gerçekleri anlatan bir liderdi. Bugün devleti yönetenlerin hemen her konuda yalan söylediklerine, bugün söylediklerinden yarın çark edişlerine şahit oluyoruz.
 Ecevit milli devrimimizin bütün kazanımlarını hayatı pahasına savunan bir liderdi. Sataşmalara, saldırılara ve hatta suikast girişimlerine uğradı ama asla ülkesinin ve halkının çıkarlarını savunmaktan vazgeçmedi. Halkçıydı; alın teriyle geçimini sağlayanlar onun ilk sırada dert ettiği kesimlerdi.  O onların “kara oğlanıydı”, umuduydu. 274 ve 275 sayılı işçi sınıfının sendikalarda örgütlenmesinin önünü açan yasalar onun çalışma bakanlığı sırasında yasalaşmıştı. 
Ecevit diğer ülke vatandaşlarının bile imrendiği ölçüde kibar, insana değer veren liderdi. Zamanının önde gelen liderleri, Willy Brant,Olaf Palme gibi saygın sol siyasetçilerin arasındaki seçkin yerini almıştı. Davranış ve düşüncesiyle diğer ülkelerin politikacılarına da örnek oluyordu. Kemal Atatürk gibi o da, Türkiye’nin dünyadaki saygınlığına büyük katkıda bulunmuş bir politikacıydı. 
Ancak iş ülke çıkarlarını savunmaya gelince tavizsizdi. CHP’de genel başkanlığı devraldığı İsmet İnönü gibi çok sıkı bir müzakereciydi. Batılı emperyalist blokun ülkemizi vesayet altında tutmak isteyen tavırlarına tavizsiz karşı çıkıyordu. Önce atıp tutmasına göz yumup sonra da tükürdüğünü yalatmak ona asla yaptırılabilecek bir şey değildi. İnönü’nün Lozan’da sergilediği basireti kangren olmuş Kıbrıs sorununda gösterdi. Bütün dünya, kibar ve barışçı bir insanın kendi kardeşleri üzerine yapılan faşist saldırı karşısında nasıl şahinleşebileceğini gördü. Ecevit haklı bir davada Türkiye Cumhuriyeti’nin gücünün ne olabileceğini Kıbrıs çıkartmasıyla bütün dünyaya gösterdi. O günlerde, ABD büyük bir küstahlıkla Türkiye’ye artık haşhaş ekmemesini kaba bir şekilde dikte etmeye yeltenince, Ecevit’ten anında ve çok sert bir cevap almıştı.
Ecevit’in demokrasi anlayışı bütünseldi ve bu anlayış salt sandık tapıncına indirgenemeyecek kadar tutarlı ve gerçekti. Ecevit her iki kelimeden biri demokrasi olan laf ebeliğinden nefret ederdi. Ona göre demokrasiye inanmak ancak halka inanmakla mümkün olabilirdi. Oysa geleneksel sağ siyasetin önde gelenleri Ecevit’in bu düşüncesinden nefret ederlerdi. Onlara göre bu tutum sözü ayağa düşürmekten başka bir şey değildi.
Ecevit devrimciydi. O bu devrimciliğini “ortanın solundayız” diyerek Türkiye’nin en eski ve kurucu partisi CHP’de gerçekleştirdi. Türkiye siyasetinin, parti içi demokrasisinin örneği olarak, ilk en büyük demokratik değişimini  Genel başkanlığı İnönü’den alarak ilk olarak o gerçekleştirdi. Öteden beri  kafasında olgunlaşan yeni siyaset anlayışı daha o günlerde demokratik sol adını almıştı. Ecevit’in bu anlayışı Türkiye’nin toplumsal yapısını ve tarihini göz önüne alınarak ortaya konmuştu. Bu fikrin vücut bulması daha sonra DSP’nin kurulmasıyla gerçekleşmiş oldu.
DSP kolaylıkla ortaya çıkmadı. Ecevit’in bu konudaki kararlılığı o gün kendisine teklif edilen solda kurulacak olan tek sol partinin tam yetkilerle donatılmış Genel Başkanlığını reddetmesinden belliydi. Ecevitler ve sadık demokratik solcular büyük fedakârlıklarla ve zahmetlerle 1985’te DSP’yi kurdular.
DSP imkânsızlıklar ve engellemeler içinde büyümeye çalışıyordu. Ecevit solu bölmekle suçlanıyordu. Ancak Ecevit ileriyi gören bir insan olarak bu eleştirilere aldırmayarak var gücüyle DSP’yi ülke siyasetine boylu boyunca sokmaya çalışıyordu. Ülkenin demokratikleştirilmesi ve partinin iktidara yürüyüşü gündemde ilk sırada yerini alıyordu. Ecevit en büyük projesini gerçekleştirirken bir yandan da ülkenin askeri darbeyle içine düşürülmüş olduğu açmazdan da çıkarılması için büyük çaba gösteriyordu. DSP sancılı ve zorlu bir sürecin sonunda 1999 seçimlerinde ülkenin en büyük partisi oldu. Daha önceki koalisyon döneminde Abdullah Öcalan yakalanmış ve terör sıfırlanmıştı. DSP’nin büyük ortak olarak koalisyonu kurması ilerideki DSP’nin muhtemel tek başına iktidarının alt yapısını oluşturabileceği çok uygun bir ortam oluşturmuştu. Koalisyon kısıtlamalarına rağmen Ecevit halkı rahatlatacak önlemler almaktan geri durmuyordu. Halk kısmen de olsa nefes almaya başlamıştı. Refah yol döneminin ülkeyi bunaltan günleri geride kalmış görünüyordu.
Ancak Emperyalizm, bölgemizde tezgahlayacağı oyunlara hazırlanıyordu ve Kıbrıs ve haşhaş’tan çok iyi tanıdığı Ecevit ve partisini önünde engel olarak görüyordu. Nitekim yerli ve yabancı mihrakların alttan alta kurmuş olduğu tezgâh çalışmaya başladı ve ilk olarak avladıkları DSP milletvekillerinin yarısına yakınını partilerinden istifa ettirerek süreci başlatmış oldular. Önce YTP ve sonra IMF memuru Kemal Derviş denemeleriyle yazılan acı reçetenin bütün faturası DSP’ye kesilerek, bu senaryoda çok kilit rol oynayan MHP ve Bahçelinin erken seçim provakasyonu ile DSP iktidardan uzaklaştırılmış oldu. Sonuçta demokratik sol tabanın oyu ile milletvekili seçilen 60 kadar haysiyet yoksunu DSP’yi iktidara taşımanın değil ama iktidardan uzaklaştırmanın icracısı oldular.
Ecevit dişiyle tırnağıyla var ettiği partisini ayakta tutmaya çalışıyor, aynı zamanda ulusal duyarlığı yüksek uzmanlarla ülkenin omurgasını oluşturacak çalışmalar yapıyordu. Ecevit seçimlerden hemen sonra verdiği parti genel Başkanlığından ayrılma fikrini 2005’e kadar bekletmek zorunda kaldı. Ecevit 2005’te biraz içi buruk bir şekilde yerini Zeki Sezer’e  bıraktı. Zeki Sezer’le başlayan daha sonra Masum Türker’le devam eden serinin son halkası Önder Aksakal oldu. 15 yıl süren bu dönem DSP’nin maddi ve manevi olarak bitiriliş süreci oldu.  DSP artık, binde birlerin altına düşen oyda bile aşağılara düştü. Bu da yetmezmiş gibi parti yönetimlerinin partinin programına aykırı amaçlara yönelmeleri, toplumsal değil kişisel ikbal kaygılarıyla hareket etmeleri DSP’nin Ecevit'in adıyla somutlanan saygınlığına büyük darbe vurdu. 
Bugün içinde yaşadığımız karmaşık siyasal ortam, cumhuriyetimize ve demokrasimize en tepeden gelen tehdit ve halkın gerçek anlamda bir yol göstericisinin olmaması;  DSP’nin kendi öz değerlerine yeniden kavuşturulmasının sağlanmasını ve ayağa kaldırılarak tekrar halkın umudu olarak yoluna devam emesini ertelenemez bir görev olarak önümüze koyuyor. 
Ecevit'i yaşatabilmenin yolu ancak onun siyasi düşüncelerini anlamak ve hayata geçirmekle mümkündür. 
Saygıyla anıyoruz.



Bu yazı 681 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
SON YORUMLANANLAR
  • HABERLER
  • VİDEOLAR
HABER ARŞİVİ
HAVA DURUMU
YAZARLAR
resmi ilanlar
GAZETEMİZ

Web sitemize nasıl ulaştınız?


NAMAZ VAKİTLERİ
GÜNLÜK BURÇ
nöbetçi eczaneler
HABER ARA
Bizi Takip Edin :
Facebook Twitter Google Youtube RSS
YUKARI