Bugun...


AYŞE HAZAL BEYTAŞ

facebook-paylas
ORMANLARIMIZ HAYATIMIZ GELECEĞİMİZ GİDİYOR.
Tarih: 14-08-2020 16:34:00 Güncelleme: 14-08-2020 16:34:00


18 Yıldır sürekli olarak bir şeylerimizin yitip gittiğini görüyoruz. Son salgında birçoğumuz işini kaybetti, önemli bir kısmımız ise daha düşük maaşlarla yaşamak zorunda kaldı. Bu durum devam ediyor. İnsanlar her gün kapılarının önüne atılan elektrik, su ve doğal gaz faturalarıyla karşılaşıyor. Ne yazık ki, özelleşen veya kamu kurumu olsa da özel kurumlar gibi davranan şirketler hiçbir sıkıntıya katlanmadan faizleri ve gecikme cezalarını ekleyerek faturaları hazırlıyorlar. Şu kadar gün içinde ödemediğiniz takdirde hizmeti keseceğiz üstüne üstlük cezaların yanı sıra açma kapama masraflarını da ödeyeceksiniz türünden tehditler savuruyorlar. İcraya düşen vatandaşlar borçlarını misliyle ödemek zorunda bırakılıyorlar. Devlet büyükleri, şirketlerin patronları, işten atılmış ya da maaşı düşürülmüş zaten geçim sıkıntısı çekmekte olan insanlara “nasıl geçiniyorsunuz” diye sormak yerine alacaklarını vatandaşın ciğerini sökercesine tahsil ediyorlar.
Soruyoruz, eğer bir zamanlar halka ait şirketler özelleştirilmeseydi ya da özel şirketmiş gibi yönetilmiş olmasalardı ne olurdu? O zaman devlete “eğer evde otur diyorsan o zaman bize bu faturaları gönderemezsin. Senin devlet olarak birinci vazifen vatandaşlarının yaşamlarını insanca koşullarda gerçekleştirebilmelerini sağlamaktır” diyebilirdik. Ancak şimdi ne deniyor, özel sermayenin işlerine karışamayız.
Yine bir zamanlar, piyasanın insafsızlığını dengeleyen Et Balık Kurumu, SEK, Sümerbank gibi kamu kurumları görev yapsaydı, marketlerde fahiş fiyatlarla satılan yaşam malzemelerine bütün paramızı vermek zorunda kalmazdık. Eğer TEK, PETKİM,T ÜPRAŞ, BOTAŞ gibi kuruluşlar özelleştirilmeseydi, en azından bu kritik günlerde olsun enerji tüketimi için fahiş ücretler ödemek zorunda kalmazdık. Kaldı ki bu KİT’leri alan şahıslar buraları babalarından kalan parayla değil, kamu bankalarından aldıkları ve asla geri dönmeyen kredilerle aldılar. Benim paramla benim tesisimi alıyorsun, enerjiyi bana fahiş fiyatla satıyorsun. Hiç olmazsa şu salgın sürecinde insafa gelip, faturalardaki hiçbir mantıksal açıklaması olmayan ama fiyatlandırmada yüksek yekün tutan kalemlerden vaz geçseler. Ne gezer!
Hani hiçbir şeyimiz yoksa bile ağacımız var gölgesinde yatarız, bu memleket sebze ve meyve memleketi her nasılsa karnımızı doyururuz deseniz; bu da mümkün değil. Yabancı şırketlere ve onların yerli ortaklarına verilen ruhsatlarla ormanlarımız yok edildi. Maalesef gölgesinde yatabileceğimiz ağaçta kalmadı. Çiftçiler  üretim giderlerini karşılayamadıkları için tarlalarını boş bırakıyorlar. Ekenler de zararı sineye çekiyorlar. Zeytin ağaçlarımız kıyıları ranta açtığımız için bir bir sökülüyor. Sonuçta bugüne kadar zeytinyağı ihracatçısı olan ülkemiz birdenbire ithalatçısı oluveriyor. Hani desek ki, olsun olduğu kadar, yine de Allaha Şükür; yine de sebzemizi, meyvemizi tüketebiliyoruz. Ne gezer, yediğimiz şey elma mı, armut mu, domates mi yoksa genetiği değiştirilmiş ucubeler mi bilemiyoruz. Hepimizin sağlığı ciddi tehditler altında.
Hani her şeye rağmen bizi biraz olsun mutlu eden; kaynak suyunun şırıltısı, ormanımızın cıvıltısı, ağacımızın serinliği onu da kaybediyoruz.Milyonlarca yıllık jeolojik süreçlerin oluşturduğu toprağımız, ne yazık ki ormanlarımız yok edildiği için her yıl Kıbrıs adası büyüklüğündeki bir miktarda erozyona uğruyor. 
Ülkemiz AKP iktidarı döneminde bir beton memlekete dönüştü. Azdırılan imar rantı ve oy kaygısıyla çıkartılan imar afları ve ormanların satışına olanak sağlayan 2B yasalarıyla ormanlarımız betonlaşmadan nasibini aldı. Güzel ülkemiz bir ucubeye dönüştü. Ülkemizin işsiz gençlerine iş bulabileceğimiz, ülkemizi bilim ve teknoloji yarışında öne çıkaracağımız fonlar betona gömüldü.
Ancak fabrikalarımızın, enerji tesislerimizin, ormanlarımızın velhasıl bütün zenginliklerimizin satışından elde edilen paralar, bu salgın sürecinde bir nebze olsun yaramıza merhem olabilirdi. Gördük ki, bu paralar da buharlaşıvermiş. 
Vatanseverlik soyut bir sevgi değildir, hem doğayı hem de o doğanın barındırdığı insanı kapsar. Zaten görüyoruz ki, insanı es geçen bir anlayış, doğayı da es geçiyor. İnsanlığın ortak geleceği için bugünkü kuşakların doğaya yapılan muazzam tahribatı bir an evvel sonlandırması gündemin en acil görevi olarak önümüzde duruyor.


Ayşe Hazal Beytaş



Bu yazı 1498 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
SON YORUMLANANLAR
  • HABERLER
  • VİDEOLAR
HABER ARŞİVİ
YAZARLAR
GAZETEMİZ

Web sitemize nasıl ulaştınız?


nöbetçi eczaneler
HABER ARA
Bizi Takip Edin :
Facebook Twitter Google Youtube RSS
YUKARI