Bugun...


AYŞE HAZAL BEYTAŞ

facebook-paylas
DSP’DE BARDAĞI TAŞIRAN SON DAMLA / Ayşe Hazal Beytaş
Tarih: 20-10-2020 16:17:00 Güncelleme: 20-10-2020 16:27:00


Genel Başkan Disiplin Kurulu dışında tüm Parti organlarının doğal başkanıdır. Parti tüzüğü böyle hükmediyor. Ancak, görünen o ki, her zaman olduğu gibi bugün de Merkez Disiplin Kurulu tüzüğe rağmen Genel Başkan’dan talimat alan bir kurul olarak çalışıyor. Çünkü Merkez Disiplin Kurulu ancak Örgüt Kurulu’ndan gelen talep üzerine toplanarak gündemindeki konuları – ki bu konular genel olarak partiden ihraçlar oluyor- karara bağlıyor. Örgüt Kurulu ve diğer merkez yönetim kurulları Genel Başkan tarafından atanıyor. O nedenle, ilk talimat Örgüt Kuruluna  verilmiş oluyor. 
Bunu anladık, ancak hemen akla gelen soru şu:
Genel Başkan’ın bütün organların doğal başkanı iken Merkez Disiplin Kurulu’nun bir istisna teşkil etmesi ne anlama geliyor?
Bu kural Merkez Disiplin Kurulu’nun ana görevinin parti tüzüğüne göre suç teşkil eden söz, ifade veya eylemin sahibi kim olursa olsun parti disiplininin sağlanması açısından o kişi ya da kurulların dokunulmaz olmadığı anlayışına göre hareket etmesi gerektiğini zımnen içeren bir kuraldır.
Ancak ne yazık ki, Merkez Disiplin Kurulu almış olduğu kararlarla bu kurulun önemini ve etkisini azaltmıştır. Üyelerin bu kurula doğrudan başvuru yapma imkânı bulunmamaktadır. Üyenin yapabileceği tek şey,pişmanlığını belirtmek veya yapılan suçlamaları kabul etmemektir. Yani üye suçlamanın mantığına itiraz etme hakkına sahip değildir. Üye Genel Başkan’ın “kim daha fazla verirse ben onunla ittifak ederim” sözüne karşı çıkmış ve bu nedenle partiyi eleştirme, küçük düşürme gibi ithamlarla üyeliği düşürülmüşse ne yapacaktır? “Ben bu söze karşıydım ama yanılmışım şimdi bu sözü doğru buluyorum”mu diyecektir? Yine başka bir üye Genel Başkan’ın son Kurultay konuşmasında Parti Meclisi üyesi kimi arkadaşlarını “CHP Seviciliği” ile itham etmesini yanlış bulduğunu ifade ettiği için ihraç edilirse, pişmanım onlar gerçekten “CHP sevicisi”dir mi diyecektir. Disiplin Kurulu tek taraflı suçlamanın hedefinde olan ve kendini savunma imkanları çok kısıtlı olan üyenin haklarını korumak için karaları kesin bir kurul olarak kılı kırk yarması gerekirken, çok kolay ihraç kararları verebilmektedir. 
Üyenin suçsuz olduğunda bağışlanması yeterli değildir. Asıl ona bu  haksız suçlamayı yapan her kimse bir parti üyesine temelsiz suçlamada bulunmanın hesabını vermelidir. Nitekim partiden ihraç edilmiş olanların geri dönmelerinin ancak Örgüt Kurulu’nun önerisiyle ve Parti Meclisi’nin bağışlamasıyla mümkün olacağına hükmeden tüzük maddesi de ne yazık ki “bu ihraçlar yapılmış ise mutlaka haklı bir nedene bağlı olarak yapılmıştır” anlayışını yansıtıyor. Bu anlayış parti içi demokrasisinin varlığının değil yokluğunun kanıtıdır. Bir başka çelişki ise üye ihraç edilirken PM’nin onayı sorulmazken, haksız bir ihraç bile olmuş olsa dönüşte bu onayın alınmasının şart koşulmasıdır. O halde mantıklı olan, ihraç kararlarının da PM’nin onayını almış olmasıdır.
Genel olarak ihraçlara baktığımızda, bu kararların alınmasında Merkez Disiplin Kurulu’nun yaptığı işin Örgüt Kurulu’nun aldığı kararlara uymak ve onu “uygun” bir şekilde gerekçelendirmekle sınırlı olduğu görülüyor.
Parti’ye zarar vermeye, ya da kimin partiye zarar verdiği konusuna gelince; Parti’ye asıl büyük zarar ihraçlarla, parti üyelik başvurularının mesnetsiz ve haksız olarak reddedilmesiyle parti birliğini bozan parti yöneticileri tarafından verilmektedir. Somut olarak partiye verilen en büyük zarar, yıllar içinde partinin üye sayısının azalması, parti teşkilatlarının kapanması ve Genel Başkan’ın kişisel düşüncelerini parti programına aykırı olarak ifade etmesi, tutarsız ve çelişkili tutumlar yüzünden partinin tüzel varlığının zarar görmesi ve sonuçta DSP’nin halk nezdinde itibar kaybetmesidir. Bütün bunlar ayan beyan ortada iken, asıl bölücüler, parti birliğini bozanlar -partide bölücülük yapıyorlar, partinin itibarını düşürüyorlar diyerek-bu yanlışları eleştirenleri ihraç edenlerdir.
Seçim sonuçları üzerine yapılan basit bir inceleme DSP’nin en başarılı ikinci ilinin Antalya olduğunu gösterecektir. Ancak, bu başarıda büyük payları olan Antalya’nın eski iki il başkanı DSP Tüzüğü’nün 84. Maddesinin 20 no’lu alt maddesine göre ihraç edilmişlerdir. Şimdi şunu açık açık soruyoruz, bu arkadaşlarımızın ceza almasında rol oynayanların geldiği iller söz konusu olduğunda, partimizi ileri taşımak anlamında yaptıkları fedakârlıklar ve sonuçta elde ettikleri başarılar nelerdir? Geçtiğimiz yerel seçimlerde DSP’nin Belediye Başkanlığı ve İl Genel Meclisi seçimlerinde aldığı oylar o illerden gelen delege sayısına bölündüğünde ortaya çıkan sayılar başarıyı gösterme açısından en nesnel kıstaslardır.O zaman soruyoruz, bu kıstaslar bakımından ihraç edilen arkadaşların çok gerisinde kalanlar partiyi yücelten, ileri götüren vefakâr DSP’lileri partiden uzaklaştırırken bir nebze olsun vicdanları sızladı mı?
 Parti dışında bırakmak yani aforoz etmek çok ağır bir cezadır. Çok haklı ve açık nedenlere dayanmadıkça-ki halihazırdaki durum budur- bu bir kıyımdır, anayasada garanti altına alınmış temel bir insan hakkının ihlalidir. Merkez Disiplin Kurulu üyeleri bu konuda haksızlık yapıldığına inananlara mahkeme yolunu gösteriyorlar. Bu durumda parti kendi vicdanından daha üst bir vicdanın varlığını kabul etmiş oluyor. Oysa, bir siyasi parti olarak yola çıktığınızda, halk adına vicdanı siz temsil edersiniz ve bütün toplumsal haksızlıkları ve anlaşmazlıkları çözmeyi vaad edersiniz. Kendi içindeki anlaşmazlıkları çözemeyen bir partinin ülke çapında bu doğrultudaki iddiası ne kadar inandırıcı olur? 
Ayrıca mahkemelerde hak takip etmenin maliyeti bir yana, davanın sonuçlanmasına kadar üyenin kaybedeceği zaman telafisi hiçbir mahkeme kararıyla giderilemeyecek bir zararın oluşmasına neden olmaktadır. O nedenle haksızlığa uğrayanlar bunu ya sineye çekiyor ya da başka arayışlara giriyorlar.Parti birliği işte böyle bozulmuş oluyor.
Parti içinde gerçek bir birliği sağlamak ancak, eleştirilere hak vermeseniz bile kulak vermenizle, saygı göstermenizle sağlanır. Eleştirilerden hoşlanmayanların herkesin kaderini ilgilendiren bu yüzden de herkesin söz hakkı olduğu siyasi faaliyet alanına girmemesi gerekir. “Halk için Hak için doğru sözden sapmamak”partimizin bir düsturudur. Bunun gereğini yapanları ihraç etmek kimsenin haddi değildir.

Artık bu tür akla ve mantığa sığmayan, kişi sultasını egemen kılarak parti içi demokrasisini zedeleyen ve sonuçta partinin birliğini darmadağın eden bu duruma son vermek  çok acil bir hal almıştır. Ortadaki manzara net olarak şudur; partinin birliği maalesef parti yöneticilerine ve onların talimatıyla bir kıyım aracına dönüşen Merkez Disiplin Kurulu ya da daha doğru bir ifadeyle Merkez İhraç Kurulu’na rağmen başta delegeler olmak üzere partinin diğer üyeleri tarafından sağlanacaktır. DEMOKRATİK SOL ATILIM olarak DSP’nin saygın delegelerini DSP’yi bir Tüzük Kurultayı’na götürerek bu duruma son vermeye çağırıyoruz.



Bu yazı 1291 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
SON YORUMLANANLAR
  • HABERLER
  • VİDEOLAR
HABER ARŞİVİ
YAZARLAR
GAZETEMİZ

Web sitemize nasıl ulaştınız?


nöbetçi eczaneler
HABER ARA
Bizi Takip Edin :
Facebook Twitter Google Youtube RSS
YUKARI