Bugun...


Erdal DEDEOĞLU Mak.Yük.Müh.-Ekonomist Sanayici


Facebookta Paylaş









DOĞU ANADOLU NE ALEMDE?
Tarih: 17-01-2016 16:04:00 Güncelleme: 17-01-2016 16:04:00


Her kış mevsiminde olduğu gibi bu kış ta Doğu Anadoludaki yoğun kardan ve bunun yaşamı nasıl etkilendirdiğinden, bölgede yaşayanların çektikleri çileden medyada bol bol bahsedildi, edilmeye de devam etmektedir. Bu gidişle daha çok yıllar devam edecektir de. Yüzlerce yerleşim biriminin yolu günlerce kapalı kalmakta, hastalara ulaşılamamakta, okullar karların altında kaldığı için çocuklar pencerelerde açılan deliklerden sınıflarına girmeye çalışmaktadırlar. Tabii olarak bu şartlar altında bir yaşama tahammül etmek mümkün değildir. Bu da kırsal kesimde yaşayan vatandaşlarımızın çareyi büyük şehirlere göç etmesi veya başka yollara yönelmesi neticesini doğurmaktadır.

Hayatının çoğu Doğu Anadoluda geçmiş, bölgeyi iyi bilen, bölgeye herkesten çok hizmet veren, eski ismiyle Yol Su Elektrik sonra değişen ismi ile Köy Hizmetleri olan teşkilatta da çalışmış birisi olarak bu durumu görmek ve buna çözüm yoluna gidilmemesini izlemek bana ızdırap veriyor.

Yazının başlığını Doğu Anadolu olarak koydum. Aslında Doğu ve Güney Doğu olması gerekirdi ancak, ülkemizde Doğu ve Güney Doğu olarak çıkarılan bütün kanun, kararname ve mevzuat sadece Güney Doğu için kullanılmış, Doğu Anadolu nun sadece ismi geçmiş, bölge bunlardan yararlanamamış veya yararlandırılmamıştır. Bunun sebebini ise bölgenin sahipsizliğinde aramak gerekiyor.

Özal döneminde başlatılan ve bugün hala devam eden uygulamalarla Doğu Anadolu boşaltılmakta, yoksullaştırılmakta ve kaderine terk edilmiş durumdadır. Örnek olarak Erzurumu gösterebiliriz. Özaldan önceki  yıllarda Türkiyenin yedinci büyük ili iken bugün yetmişinci duruma düşürülmüştür. Ekonomi sadece Atatürk Üniversitesine, bu üniversitenin öğrencilerine bağlanmış, bölge müdürlüklerinin çoğu başka illere taşınmış, Erzurumda sadece İcra Dairelerinin sayısında artış olmuştur.

Şimdi kırsal kesimdeki yerleşimin biraz detayına inelim: Babasına veya kardeşlerine kızan birisi köyün bir-iki km. uzağındaki tarlasının başına bir ev yerleştirip burda yaşamaya başlıyor. Bunu gören diğerleri de bunun yakınına taşınınca on-onbeş haneli bir yerleşim merkezi oluşuyor. Siyasilerimiz de rey uğruna buraya yol,su,elektrik,telefon,sağlık ocağı v.s.. yarışına giriyorlar. Tıpkı büyük şehirlerimizde, özellikle seçim dönemlerinde gecekondu politikasında olduğu gibi.

Daha önceki yazılarımda, konuşmalarımda ve Başbakanlığı döneminde bülent Ecevit e sunduğum bir raporda bu konuda yapılması gerekenin bu tür yerleşim merkezlerinin bir araya getirilmesi, yani toplulaştırma işleminin akıllı bir tarzda uygulanması gerektiğidir. Bu toplulaştırma, sadece yerleşim birimlerinin değil, arazilerin de toplulaştırılmasını kapsamalıdır. Böylece bölünerek gittikçe küçük parçalara ayrılan ve değişik yerlerde parçalar halinde olan araziler bir araya getirilerek daha kolay ve daha ekonomik bir şekilde işlenebilir büyüklüğe kavuşturulabilirler. Ancak, burada önemli husus bu işin Ecevit in köy-kent i gibi basit, dar görüşlü ve kısmi kapsamlı olmaması gerektiğidir. Aynı şekilde halen uygulanmakta olan arazi toplulaştırmada olduğu gibi kısır döngüde olmamalıdır. ÖZELLİKLE DİKKAT EDİLMESİ GEREKEN ANA HUSUS İSE, BU TOPLULAŞTIRMA İŞLEMİNİN GERÇEK ANLAMDA BİLGİLİ, TECRÜBELİ VE UFKU GENİŞ, BÖLGEYİ, BÖLGE ŞARTLARINI VE HALKI ÇOK İYİ BİLEN  HEYETLER TARAFINDAN, SİYASİ VEYA SOSYAL BASKILARA DİRENÇLİ, TEKNİĞİN VE EKONOMİNİN GEREĞİNE GÖRE HAREKET EDİP, BUNA GÖRE KARAR ALACAK BİR YAPIDA OLMASININ SAĞLANMASIDIR. Bazı yörelerde yapılan deprem konutları gibi, bölgeye ve burada yaşayacak olanların ihtiyacına cevap vermeyecek şekilde olmamalıdır. Bu konuda iki önemli misal vermek istiyorum:

Menderes Erzurumda gardan inince Palandöken Dağlarını göstermiş, bir daha gelişimde burdan o dağları rahatlıkla görebilmeliyim talimatını vermiş. Bu talimat üzerine Gürcükapı Meydanına kadar yapılan İstasyon Caddesi bugün Erzurumun en geniş ve düzgün caddesidir. 1980 de yapılan devamı ise işin içine ufuktan yoksun siyasilerin ve özel ilişkilerin girmesi yüzünden dar ve eğri-büğrü yapılmış, cadde bile denmiyecek durumda olmasına rağmen bir de adına Menderes Bulvarı denmiştir. Bence Menderese yapılmış büyük bir hakarettir.

Erzurumda kurulmakta olan İKİNCİ ORGANİZE SANAYİ BÖLGESİ nin yeri de fevkalâde yanlış seçilmiştir. Sayın Ali COŞKUN un sanayi bakanlığı döneminde kendisine ve o zamanki müsteşar yardımcısı Yavuz CABBAR Bey e bu konuyu açtığımda haklı olduğuma karar vermişlerdi. Hatta, Yavuz CABBAR Bey in yanında Organize Sanayi Siteleri Genel Müdürüne de aynı konudan bahsettim. Genel Müdür Bey konunun gündemden kaldırıldığını söyledi. Ben de yarın tekrar gündeme getirildiğinde “NERDE KALMIŞTIK” denir ve devam edilir diyince Yavuz CEBBAR Bey doğru, yer seçiminin değiştirilmesi gerekir diye Genel Müdür Beyi uyarmıştı. Görüyorum ki aynı yerde devam edilmektedir.

Yer seçimi yanlıştır çünkü:

1.           Erzurum u iyi bilen birisine Erzurum un en soğuk, en rüzgâr/tipi alan yeri neresidir diye sorarsanız hemen orayı gösterir. Böyle bir yerde sanayi sitesi kurulamaz.

2.           Erzurumun üç çıkış ve genişleme mevkisinden Oltu yolunda küçük sanayi sitesi, Erzincan yolunda da birinci organize sanayi bölgesi vardır. Son çıkış noktasını da bu şekilde kapatmanın ne derece yanlış olacağını söylemeye gerek var mı?

3.           Bir iş yaptırmak isteyen kişi, bu durumda mecburi olarak Erzurumun üç ucunu da dolaşmak zorunda kalacaktır. Bu, zaman ve masraf dışında gereksiz trafik yoğunluğu oluşturacaktır.

Yukardaki iki misal de gösteriyor ki, bahsettiğimiz toplu yerleşim yerlerinin seçimi çok önem arzetmektedir.

Böyle bir birleştirme ile belki yüzlerce yerleşim yeri bir araya getirilecek, yüzlerce yol, yüzlerce su, yüzlerce sağlık ocağı v.s.. yerine az sayıda ama işlevi tam üniteler oluşturulacaktır. Yoksa üzerinden bir kış geçince kaybolan yol, uyduruk bir bina ama personeli olmayan sağlık ocağı, öğretmeni olmayan, öğretmeninin kalabileceği yeri olmayan, bir sınıfta eğitim gören bütün bir okul ne işe yarayabilir ki?

Kırsal kesimden kaçan, yani bu hayat şartlarına dayanamayan ve özellikle buralarda iş bulamayan vatandaşlarımızın iki alternatifi mevcuttur:

Birincisi dağa çıkmak. Bunun otuz yılı aşkın bir süredir 35-40.000 vatandaşımızın hayatına mal olmasının yanı sıra YÜZMİLYAR doların üzerinde bir maliyetinin de olduğu ifade edilmektedir.

İkinci alternatif ise büyük şehirlere göç. Bu ise aslında birincisinden daha pahalı ve daha tehlikelidir kanaatimce. Herşeyden önce buralarda gecekondulaşmayı, sağlıksız bir yapılaşmayı beraberinde getiren bir durumdur bu. Buralarda idare, asayiş problem halini almakta, hatta illegal davranışların artması ve terörün şehir yapılaşması daha da kolay olmaktadır. Bu vatandaşlarımızın büyük şehirlerde istihdam edilmeleri, kendi yörelerinde istihdam edilmelerinin en az on katı maliyet yükler kamuya. Dünya nüfusu giderek artmakta, bu da gıda ihtiyacını artırmaktadır. Biz böyle büyük şehirlere göçü teşvik ederek, üretimi azaltıp tüketim toplumu haline gelerek nereye varacağımızı zannediyoruz?

Konuşmalarımda bu fikre karşı çıkanlar, toplulaştırma ile köylülerin tarla-çayırlarından uzak kalmalarını kabul etmek istemiyeceklerini ifade edenler oluyordu. Bunlara verdiğim cevap ise çok basitti: Her aileye bir traktör hediye edilmesi, hem bu itirazı halleder, hem köylülerimizin işine yarar hem de devlete daha ucuza gelir.

Terörün ana sebebi olarak daima bölgenin ekonomik durumu gösterilmiştir. Bu aslında zahiri sebeptir. Son yirmi-otuz yıldır bu sebepten Güney Doğuya olukla para aktarıldı. Ama terörde azalma değil tam tersine artma olduğu aşikardır. Çünkü bu paralar başka maksatlara hizmet etti, yerlerine ulaşmadı. Halbuki Türkiyenin diğer bölgelerinde ekonomik durumu çok daha kötü yerler mevcuttur ama, buralarda terörün lafı dahi edilmemektedir. İşin esasına inilirse Türkiye de bir kürt sorunu değil, kürtçülük sorunu mevcuttur. Kürt vatandaşlarımızın çoğunun kürtçülükle alakaları yoktur, hatta bu konuda şikayetçi durumdadırlar. Olaylara karışıyor gibi gözükmeleri de terörist baskı yüzündedir. Bu ise devletin varlığını gösterememesinden, vatandaşın mal ve can emniyetini sağlayamamasından kaynaklanmaktadır. Sokakta mendil satan çocuğun ana-babası cezalandırılmakta ama, polise taş atan, molotof kokteyli atan, insanları diri diri yakanlara  müsamaha ile bakılmakta, ana ve babalarına ses çıkarılmamaktadır.

Terörün asıl kaynağı herkesin bildiği gibi yurt dışı, başta da Amerika ve onun yurt içinde ve yurt dışındaki işbirlikçileridir. Bu açıdan Amerikayı ve diğer ülkeleri suçlamak ve suçu onlara yüklemek, işin kolayına kaçmaktır. Çünkü, onların görevi bizi yıkmak, parçalamak, bizim görevimiz ise yıkılmamak, parçalanmamaktır. Bunu yapması gerekenler ise devleti yöneteceğim diye ortaya çıkanlar olmalıdır. Terörün durması için dış etkenin azaltılması, bu işten yararlananlara, dış güçlerle müşterek hareket edenlere göz yumulmaması hatta bunların etkisiz hale getirilmesi gerekmektedir. Türkiyenin parçalanmasından, ayrı bir Kürt Devleti kurulmasından yana olanlar, bunu açıkça ifade edenler, teröristlerle kucaklaşanlar kimlerdir, bunlar için ne yapılmaktadır?

Güney Doğu da valilik yapmış bir zatın yaptığı bir açıklama vardı: “-Barzani ve Talabani, Cizre Kaymakamı ile görüşebilmek için bir hafta uğraşırlardı, bunu temin edince de çok sevinirlerdi.” Bunlar şimdi Obama ile istediklerinde görüşebiliyorlar. Kendilerini bunların yerine koyan, onlar gibi olmak isteyenler kimlerdir? İşte bunların heveslerinin kursaklarında bırakılması gerekmektedir. Bölgede yaşam şartlarının iyileştirilmesi terörü yalnız başına kesinlikle yok etmeyecek ancak, en azından ekonomik geri kalmışlık bahanesi ortadan kalkmış olacaktır.

 

 

Son olarak şunu sormak istiyorum: Terör için harcanan yüz milyar doları aşkın para ve 35-40.000 kişinin kanı bu işi gerçekleştirmekten daha mı ucuz acaba?

 

NOT:  YUKARDAKİ YAZI 4.ŞUBAT.2012 DE YAZILMIŞTIR.

Bugün bu durum çok daha feci bir hal almıştır. Büyük şehirlerde hava kirliliği insanları zehirleyecek, zehir soluyacak hale gelmiştir. Çevre Müsteşarı klasik bürokrat aktivitesi ile bu konuda vatandaşları uyarmaktadır. Herhalde gerçek görevinin uyarmak değil, tedbir almak, bu hale gelinmemesini sağlamak olduğunu bilmiyor olsa gerek. Keza, Çevre Bakanı Hanımefendi, dikey değil yatay yerleşime yönelmek gerektiğini belirtmiş. Herhalde İstanbulu batıda Edirne ile, Doğuda da da Kars ve Ardahan ile birleştirme niyetleri var. Ne güzel olur! Bu sayede bizler de İstanbullu oluruz ve artık İstanbula taşınmamıza gerek kalmaz.

Her zaman olduğu gibi burda yine tekrarlıyorum: BÜYÜK ŞEHİRLERE,ÖZELLİKLE İSTANBULA KAYMAYI DEĞİL, TAM TERSİNE ANADOLUYA, ÖZELLİKLE DE DOĞU ANADOLUYA YÖNELMEYİ TEŞVİK ETMEK, SANAYİYİ DOĞU ANADOLUYA KAYDIRMAK EN AKILCI POLİTİKA OLACAKTIR. TABİİ BUNU TAKDİR EDEBİLMEK İÇİN SANAYİDEN, EKONOMİDEN ANLAMAK VE İSTANBUL SEVDASINDAN FERAGAT EDEBİLMEK GEREKMEKTEDİR.

 

 

Erdal DEDEOĞLU

Yük.Müh.-Ekonomist-Sanayici



Bu yazı 1218 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

ÇOK OKUNAN HABERLER
YAZARLAR
SON YORUMLANANLAR
FOTO GALERİ
  • Komik
    Komik
  • Bebişler
    Bebişler
  • Yurdum İnsanı
    Yurdum İnsanı
  • Fantastik
    Fantastik
  • ATATÜRK
    ATATÜRK
  1. Komik
  2. Bebişler
  3. Yurdum İnsanı
  4. Fantastik
  5. ATATÜRK
FOTO GALERİ
VİDEO GALERİ
  • Başak gayrimenkul
    Başak gayrimenkul
  • Ben ANADOLUYUM
    Ben ANADOLUYUM
  • DÜNYA KARAPAPAK TÜRKLERİ KURULTAYI
    DÜNYA KARAPAPAK TÜRKLERİ KURULTAYI
  • BİZ KARAPAPAK TÜRKLERİYİZ
    BİZ KARAPAPAK TÜRKLERİYİZ
  • DÜNYA KARAPAPAK TÜRKLERİ azerbaycan
    DÜNYA KARAPAPAK TÜRKLERİ azerbaycan
  • Gökyüzünde bir Türk
    Gökyüzünde bir Türk
  1. Başak gayrimenkul
  2. Ben ANADOLUYUM
  3. DÜNYA KARAPAPAK TÜRKLERİ KURULTAYI
  4. BİZ KARAPAPAK TÜRKLERİYİZ
  5. DÜNYA KARAPAPAK TÜRKLERİ azerbaycan
  6. Gökyüzünde bir Türk
VİDEO GALERİ
YUKARI